Hiç-7

0
13

Ne diyor, Koca Yûnus:

“Okumanın mânâsı kişi Hakk’ı bilmektir.
Çün okudun bilmezsin, ha bir kuru emektir.”

Nitekim Cenabı Hak: ”Yaratan Rabbinin adıyle oku!” emrinin devâmında:

“O, insanı bir alâktan… Kan pıhtısı veya muhabbetten, yarattı.” Buyurarak, insanın yaratılışından haber veriyor ve en başta okunup, öğrenilmesi gereken… Tanınıp bilinmesi gereken varlığı işâret ediyor.

Bu iki âyeti, İsra Sûresi’ndeki:

“Kendi kitabını oku! Bugün hesâbını kendin göreceksin.” İlâhî emri ile berâber mutalâa eden din âlimleri, okumanın bir mânâsını da şöyle açıklamışlardır:

“İnsanın, kendini tanıması ve kendisi ile hesaplaşır hale gelmesidir.”

Evet… Bizim tefekkür hayâtımızdaki kendini bilmek, budur.

Halk arasında, “Haddini bilmek.” mânâsına da kullanılan ve edep sınırlarını aşmamak anlamına gelen “Kendini bilmek” de, gerçek mânâsından farklı değildir. Birisi insanın, Rabb’ine karşı olan edebi… Diğeri ise kullara karşı olan edebi ifâde eder. Ama neticede kendini bilmek, edepli olmak demektir. Ve

            “Halka karşı edepli olmak, Hâlik’e karşı edepli olmak sayılır.”

            Hicazkâr makamında güzel bir ilâhi vardır, güftesi şöyle:

Ten-i Âdem’deki can, bil ki edeptir
Dil-ü çeşm-i beşerin, nûru edeptir.

Edebi olmayan âdem, değil Âdem
Ayıran âdemi hayvandan, bil ki edeptir.

Ser-i îblîs’i dilersen eğer ezmek
Gözünü aç öldüren İblîs’i edeptir.

Ulu Şems’in sözüdür bu, buna şek yok
Bizi makbul edecek Hakk’a edeptir.

Edebi eylesin Allah bize Tevfik
İki âlemde felâh, Ken’an, edeptir.

Dostlarım! Bu akşamki sohbetimizi şu nefis satırlarla noktalıyorum ve bu satırların sâhibi olan merhum Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’yi hürmet ve rahmetle anıyorum:

“Bilmek ve işlemek.”

Ne basit iki kelime, değil mi?

Fakat bir insan, belki bütün hayâtı boyunca bilmiş, lâkin, işleyememiştir.

İyiliğe ve güzelliğe her devirde imrenilmiştir; fakat herkes, iyi ve güzel olabilmiş midir?

Eğer, insanoğlu, kendini bilir ve bildiğini de ilim ve amel şâhidleriyle isbât ederse, ona artık, topraktan yoğrulmuş cisim gözü ile bakmak hatâ olur. Bu insan, kâinâtın hülâsasıdır; o bir çekirdektir ki, cihânın dalı budağı ve teferruatıdır. Bu insan da, herkes gibi, dünyâ denizinin dalgaları arasında çalkalanır; fakat varlık kesafetinden kurtulmuş bir ölü olduğu için, dalgalar onu, başlarında taşırlar.

Ve gene bu insan, etrâfında çırpınanlara der ki:

Ben, aşk mülkünü seyrân için yedi kat göğü aştım da geldim. Aşkıma âşıklığım, beni lâhuttan seferber etti, sizinle bilişmek için, saltanatımdan vazgeçerek müşküllere katlandım; cefalara sataştım. Ne yazık ki herkes, beni, aklıyle bilmeye, tartmaya kalktı. Bilmediler ki aşkla çift olmamış akıl, nursuz göz gibidir.”