Külâh ve Mühür-Sultan Abdülaziz ve Hokkabaz

0
66

Sultan Abdülaziz, bir gün huzûrunda hokkabaz oynatıyordu. Sadrâzam Âli Paşa da oradaydı. Pâdişah, oyun sırasında Sadrâzama hitâben:

-Paşa, hokkabazın başına giydiği pamuklu uzun kavezayıeskiden hokkabazların başına giydiği Yahudi külâhı- siz de giyseniz, bakalım endâm-ı zarifinize yakışacak mı? Dedi.

 Paşanın canı, bu soğuk şakadan sıkılmıştı, hemen:

-Ferman Hünkârımındır. Bizler, zaman olur sadrâzam kavezası, zaman olur hokkabaz kavezası giyeriz. Her ikisi de benliğimizde bir değişiklik yapmaz.” Diyerek, cebinden çıkardığı mühr-i hümâyûnu –pâdişahın mührünü- Sultan Aziz’in önüne koydu ve peşinden de kavezayı giymeye davranırken, pâdişah:

-Paşa, bu nedür?

Dedikte, Sadrâzam:

-Pâdişâhın mutlak vekili, devletin sadrâzamı olan bir adamın nişânesi Mühr-i Hümâyun’dur. Üzerinde mühr-i hümâyun bulunan bir adam hokkabaz kavezası giyerse, pâdişâhının, devletinin îtibârını… Şeref ve haysiyetini, hokkabaz oyunu gibi gülünç bir mevkî’e düşürür.

Anın çün benim başımda hokkabaz kavezası durdukça, mühr-i hümâyunun da sizde durmasını münasip buldum”, diyerek pâdişahı bu soğuk şakasından dolayı pişman etmişti.