Kütahya Yeşilay Cemiyeti’nin düzenlediği Gece’deki sohbetten

0
148

Hasbihâl

Sevgili Yeşilaycı gönül dostları!

Hepinizi hürmet ve muhabbetle selâmlıyorum, hayırlı akşamlar diliyorum.

Bizi her zamanki gibi tekrar bir araya getiren Sayın Başkanımız Nuri Çetin beyefendinin şahsında, cemiyetimizin yönetim kuruluna ve emeği geçenlere de bu gece için şükranlarımı arz ediyorum.

“Her büyük yangını, küçücük bir kıvılcım çıkarır” derler. Çok doğru! Bu geceden, geriye doğru baktığımızda, gördüğümüz manzara şudur:

Yıllar önce, çeşitli vesîlelerle çatısı altında toplandığımız o Yeşilay binâsında, her birimiz mütevâzî birer kıvılcım olduğumuzu dahi bilmez hâldeydik. Ama Allah’ın yaratırken mayalarımıza kardığı ve varlığımıza kattığı muhabbetidir ki; bizleri sımsıkı kenetledi…

Müşterek bir Yeşilaycılık dâvâmız olduğunu, bu dâvânın ışığında katıksız birer vatan ve îman fedâîsi olduğumuzu şaşkınlıkla fakat târifsiz bir şevkle fark ettik. Aradan yıllar geçti ve ilk günlerdeki her mütevâzî kıvılcım, birer meş’ale oldu; parıldadı, çevresini aydınlatıp, ısıttı.

İçimizden hiç kimsenin dâvâmıza ihânet etmediğini, yanlış yollara sapmadığını; bir tek bile fire vermediğimizi görerek Allah’ımıza şükretmeliyiz. Dünden bugünlere gelen samimiyetimizi ve sevgimizi artırarak yaşatmalı, bu zor ele geçen nîmeti, korumayı bir îman borcu bilmeliyiz.

Çünkü bir kıymeti ele geçirmek belki kolaysa da, elde tutmak zordur. Yüce Peygamberimiz: “Şükür, nîmetin kabıdır” buyuruyor.

Cenâb-ı Hak da, “Emâneti ehline veriniz” buyurduğuna göre, şükretmesini bilmediğimiz takdirde, ehliyetimizi de kaybetmiş oluruz ki verilen nîmet elimizden alınır. Peki, nasıl şükretmeli?

(Hiçbir zaman, bir kaide yapılmadan, bir âbide dikilmez! Evvelâ kaideyi hazırlayacaksın, âbideyi de ona göre dikeceksin, onun üstüne yerleştireceksin.)

İşte sizler -bilhassa genç kardeşlerimiz- yıllar yılı ahlâken çöküntü üstüne çöküntü yaşayan; millî ve mânevî değerleri bakımından çürüyen bu toplumun âbide neslini ortaya çıkarmak dâvâsında, ya bizzat kaide olmaya yâhut da kaide olmaya aday gördüğünüz kimseleri uyandırmaya mecbursunuz.

Bizim gibilere dünyâda rahat yoktur. Ayağımızı uzatıp, keyfimize bakmak, yalnızca kendimizi düşünmek; bunlar bize göre işler değildir. Biz… Dâvâsı olan, meselesi olan bahtlı kimseleriz. Eğer bir dâvânız varsa, sorumluluklarınız da vardır.

Son nefesimize kadar bu dâvâ bizi nereye götürürse götürsün, oraya doğru gitmeye ve hattâ koşar adım gitmeye mecbûruz. (Biz, bize düşeni yapalım, Allah da elbet şânına düşeni yapar.)

*

Geçmişten bugüne kadar dostluğumuza, kardeşliğimize ve dâvâ arkadaşlığımıza güvenerek…

Dün, birlikte şerefle yaptığımız güzel işler hatırına sizlerden bir ricâm var; onu da burada dile getirmek istiyorum:

Kütahya’mızın pek çok kıymetli eserinden biri de Dönenler Câmii olarak hizmet veren Ergûniye Mevlevîhânesi’dir. Bu mübârek yapının kültür ve turizm hayâtımız bakımından önemi büyüktür.

Yıllardan beri parça parça yok olmuş ve yalnızca ana binâ ile bir eklentinin ayakta kalmış olması, hem üzücü ve hem de düşündürücüdür.

Bu dergâhı yaptıran ve vakfeden Hazret-i Mevlânâ’nın torunu Ergun Çelebi Hazretleri’nin yanı sıra mevlevîlik târihi açısından pek çok mühim şahsiyetin de yattığı külliyenin ihyâsı ve yeniden eski statüsüne kavuşturulması çalışmalarında desteklerinize çok ihtiyâcımız vardır.

Mensûbu ve başkanı olduğum Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür ve San’at Derneği’nin kuruluş gâyesi de biraz önce arz ettiğim husustur.

Lütfen bu konuyla yakından ilgilenin… Fikirlerinizi derneğimize, internet sitemize ve Facebook’daki “Kütahya Ergûniye Mevlevîhânesi” adıyla açılan sayfaya bildirip, destek olun. Güzel Kütahya’mızın îman hayâtı, kültür-san’at ve ekonomik hayâtı için el ele vermemizi ricâ ediyorum.

“Mücâdele etmeden, fedâkârlık yapmadan kahraman olunmaz. Kahramânı olmayan bir memlekette de hiçbir şey olmaz!”

Kendimizi büyük görüp gururlanmayalım, evet! Ama aslâ küçük de görmeyelim. Hazret-i Ali’nin: “Sen kendini çok küçük ve güçsüz görürsün, fakat sende âlemler gizli” buyurduğunu unutmamalıyız.

*

Eskiden, askere giden veya okumak için kendi köyünden, memleketinden ayrılan genç, büyüklerinin elini öpüp hayır duâlarını alırken;

ziyâret ettiği büyükler de o gencin sırtını sıvazlayıp: “Oğlum han yap, gittiğin yerde han yap!” nasihatinde bulunurlarmış.

Günümüzde, yalnızca isimleri yâdigâr kalan hanlar -bilindiği gibi- barındığımız, ısındığımız, karnımızı doyurduğumuz ve kendimizi emniyette hissettiğimiz güvenli yerlerdi.

İşte üstteki nasihattaki şifre de; “Evlâdım, güvenilen biri ol! Çevrene insan topla ve onları, hizmetin, sevgin ve bilginle ısıtıp aydınlat! Hem mîdelerini ve hem de gönüllerini doyur”, mânâsına geliyordu.

Büyük Osmanlı Devleti’nin, tam altı asır pâyidâr olmasının sırrı neydi diye soracak olursanız; bunun cevâbı, îlâ-yı Kelimetullah aşkından başka bir şey değildi. Yâni insanlara hidâyet götürmek… Ecdâdımız ne yaptıysa hep bu gâye uğruna yaptı.

Ben de sizleri han gönüllü birer îman fedâîsi, birer îlâ-yı Kelimetullah âşıkı olarak görüyorum. Sizleri sevgiyle kucaklıyorum. Yeşilay câmiâsından ahirete intikal eden ağabeylerimize ve kardeşlerimize rahmet niyâz ediyorum. Kalanlara ise ömür bereketi ve hizmetlerinin devâmını diliyorum.

(10 Mart 2012 günü, Kütahya Yeşilay Cemiyeti’nin düzenlediği Gece’deki sohbetten.