Sultan Veled, bir gazelinde Kütahya’yı ve Kütahya’nın insanını metheder. Bu şiirin günümüz Türkçesi ile mânâsı, yaklaşık şöyledir:

(Kütahya gibi bir şehir olmaz.
Ne mutlu Kütahya’da bir ay oturana.
Tâlihi olup da iki ay oturacak olan birisi, ondan hesapsız istifâde eder.
Kütahya, bir güneş gibidir. Her tarafı yüzdür ve o yüzün, karanlığı yoktur.
Güzellikte cennete benzer. Yâ Rab! Ona eziyet, sıkıntı ve kahır gösterme.

Hiç, kusursuz bir güzele zehirli şerbet içirilir mi?
Onun her köşesi bir bağ ve bahçedir. Her tarafından pınarlar ve nehir akmaktadır.
Onun, duvar içine alınmış, muhâfaza olunmuş güzel bir kalesi vardır.
Onun gibi, dünyâda hiçbir şehir görülmemiştir.
Böyle güzel şehre, bin Herat ve bin Merv fedâ olsun.

Sultan Veled de, onun güzelliği âşikâr olunca, herkesin yanında bu güzelliği açıkça övmektedir.) (Dîvân-ı Sultan Veled, Neşreden: F.Nâfiz UZLUK, İstanbul 1941,s.550)

Evet… Sultan Veled gibi bir zât tarafından medhedilmek, yabana atılacak bir özellik olmasa gerek! Fakat mühim olan nokta şurası ki, Kütahya’yı “güneş gibi” yapan yâhut “cennete” benzeten sebep her ne kadar tabiî ve Kütahyalı’ya âit güzellikler ise de, acaba bu methiyeye ibret nazarıyla bakıldığında, anlaşılması gereken, nedir?

Her şey insanla kaimdir. İnsan ise, beşerî zaaflarından kurtulup; bünyesinde mevcut ilâhî cevherin farkına ve şuûruna varabilen kimsenin adıdır. Kütahya’nın tabiî güzellikleri ve orada yaşayan insanlar eğer bedense, o bedene hayat veren; onu canlı ve güzel kılan cevher de rûhudur. Bu ruh, kızı Mutahhara Hâtun’u, Germiyan âilesinden Süleyman Şah (Ölümü:1387) ile evlendiren Sultan Veled’dir.

Hazret-i Mevlânâ çapındaki bir terbiyecinin ortaya koyduğu tevhîd îmânı, şehrimizde böylece gönüllere işlemiş ve ora insanını bu aşkla yücelttiği için ancak övgüye lâyık bulunmuştur. Eğer Kütahya, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ilim, san’at ve kültür bakımından önem arzetmiş bir vatan parçası ise, sebebi, sâdece bu ruhla donatıldığı içindir.

Bugün güzel bulduğumuz ve bizde hayranlık uyandıran her şey, dünün aşk ve îmanla yücelmiş o gerçek insanlarının mûsıkî, mîmârî, şiir, edebiyat, estetik, hat, tezhib gibi alanlarda bıraktığı eşsiz eserler değil midir?

İşte, Sultan Veled de aynı serinin diğer zirve büyükleri yâhut âbide şahsiyetleri gibi, tevâzu göstererek, ruh verdiği şehri ve o şehrin sâkinlerini övmüş bulunuyor. Kendinden kendine bir övüş bu!

Bilindiği gibi, başına böyle bir tâlih kuşu konan Kütahya’nın bahtı, daha sonra da yâver gitmiş… Süleyman Şah’la Sultan Veled’in torunu Devlet Hâtun, Yıldırım Bayezid’le evlenmiş; Kütahya, Germiyanoğulları tarafından Osmanlı’ya çeyiz olarak verilmiştir. *

Kütahya Mevlevîhânesi XIV. yüzyılın ortalarında, böyle bir ortamda Celâleddin Ergun Çelebi’nin riyâsetinde kurulmuştur. Erguniye Mevlevihânesi olarak da bilinen Kütahya’daki aşk ve irfan ocağı, Mevlevîliğin Osmanlı coğrafyasında hızla yayılmasında önemli bir role sâhiptir. Ergun Çelebi, Mevlânâ’nın üçüncü göbekten torunudur.