Kütahya Mevlevîhânesi Hakkında

0
429

1.Burası, Kütahya Erguniye Mevlevihâne’sinin Semâhânesi…

İçeride, uzun zamandır devam eden çalışmalar için kurulan iskelenin altındaki dâirevî nesne, semâhânenin altında asırlardır mevcut kuyunun yükseltilmiş duvarlarıdır. Fotoğrafa bakınca, insanın aklından şunlar geçiyor:

“Kapıdan içeri girildiğinde, semâhânenin sağ ve solundaki “misâfir mahfili’nin kotu ile kuyunun yükseltilen duvarına âit kot sıfır olacaksa bir türlü… Yok, böyle değil de, kuyunun yeni îcâd edilen duvarı semâhânenin ortasında fotoğraftaki gibi duracaksa, bir başka türlü tuhaflıkla karşı karşıya kalacağız demektir.

1’inci Sual şu: Misâfir mahfili ile semâhânenin aynı seviyeye getirilmesi mi murâd ediliyor? Ve bunun gerekçesi nedir? Ayrıca, böyle bir değişiklik yetkisini(!) kim, nereden almaktadır? Bir vakıf eseri, böyle müdâhaleleri -bizim bildiğimiz- aslâ hak etmez ve buna hiç kimse cevaz veremez.

2’nci sual: Böyle olmayıp, semâhânenin ortasındaki kuyu duvarı yükselip kalacak ise, orada semâ yapmaya imkân olmayacağından, şu soruya cevap aramak gerekiyor:

O takdirde bunun yetkisini(!) kim, kime nasıl verebilmektedir?

Böyle bir projeyi kim onaylamıştır?

Bu ihtimâlin Türkçeye tercümesi -hâl diliyle- şu mu oluyor:

“Artık bundan sonra burada semâ yapılmayacaktır” mı denilmek isteniyor? Murâd edilen, bu mudur?

Restorasyon bitip de “Bu iki manzaradan hangisi ile karşılaşırsanız karşılaşın, onu sîneye çekmekten başka çâreniz yok” emr-i vâkîsi midir millete dayatılacak olan?

Ve… Burada artık semâ yapılmayacağı kehânetini(!) hangi kâhin(!) dile getiriyor veya îmâ ediyor?

2. Bu fotoğraf da Kütahya Mevlevîhânesi’nden…

Giriş kapısının üstündeki, “Yâ Hazreti Ergûn” yazılı çini levha, Halil Mâhir Kütahyavî tarafından kaleme alınmıştır. Daha üstte bulunan “Yâ Hazreti Mevlânâ” yazısı ise Çinici Ahmet Şâhin Bey’e âittir.

Cevâbı aranan ve merak konusu olan, şu:

Restorasyon çalışmaları başladıktan bir müddet sonra, işin ‘sorumlusu’ olduğunu söyleyen birinin medyadaki beyânından, “düşüp kırılma ihtimâline karşı parçalar hâlinde yerinden alındığı ve güvenliğinin sağlandığı” ifâde edilen bu târihî hat, söylendiği gibi “sağlıklı şekilde korunmaktadır”, elbette inanıyoruz.

Fakat dilin kemiği yok ve halk arasında bâzı söylentiler ve iddiâlar da söz konusu. Meselâ, “ Yâ Hazret-i Ergun” levhasının yerine bir başka ismin -meselâ Mevlevîhâne Câmii gibi- konulması mı düşünülüyor? Eğer böyle bir düşünce mevcut ise, bunun vebâline kim, nasıl katlanacaktır?

3.

Bu fotoğraf ise, 14 sandukadan ibâret Mevlevîhâne bünyesindeki hazirenin restorasyondan önceki durumunu gösteriyor. Söylenen o ki; “artık bu sandukalardan sâdece ikisi o mekânda kalacak…”mış. Birisi, Ergun Çelebi Hazretleri’ne âit olacakmış. Zâten onlar birer “makam imiş” ve hemen oranın altında da bir tek Ergun Çelebi’nin kabri bulunuyor”muş!

Soru, şu: Öyleyse bile, kabir veya sandukalarla bu derece rahat(!) ve pervasızca oynamanın sebebi nedir? Yapılmak istenen, nedir?

4.

Bu fotoğraf da, asırlarca Dergâh’ın “Matbah”ı iken, 1925 sonrası başlayıp, uzun yıllar “Aşevi” olarak ihtiyaç sâhibi vatandaşlara hizmet veren; koca mevlevîhâne külliyesinden bugünlere gelebilmiş ek binadır.

Kuruluşundan îtibâren mevcut olan diğer bütün binâlar, çeşitli vesîlelerle yok olup gitmiş… Şimdi ise, bizlerde, ayakta kalan Semâhâne ve Aşevi’nin aynı âkıbete uğraması endişesi uyanmıştır. Ama… “Yaptıklarınız, yapacaklarınızın teminatıdır” türünden garanti(!) ifâde eden klişe söze inanmak istemiyoruz.

Zîra bu söze inanırsak, Muslihiddin Efendi Tekkesi -Balıklı Tekkesi-ni “Cafe”(!) yapabilenlerin, Aşevi’ni de “Kahvehâne” yapmaları gibi bir “dehşetengiz tuhaflığa” da ihtimâl vermemiz gerekir. Böyle bir sonuç, -korkulur ki- sebebiyet veren, yetki ve imzâ sâhibi kimselerin Sille-i Hudâ’yı -Hak saklasın- yemelerine yol açabilir.

5.

Eğer doğru ve hayırlı bir iş yapılması isteniyorsa, meselâ üstteki fotoğrafta yer alan, hiçbir estetik ve san’at değeri olmayan… Tuhaf, abes, komik semâzen heykeli kaldırılmalı!

Nerede görülmüş, hangi mevlevîhânede eşine-emsâline rastlanmış bir garabettir bu? Ecdâdımızın, ne yüksek mi yüksek zevkine uyan ve ne de mânevî zenginliğine benzeyen o heykelin…

Kezâ gene, heykelle aynı üslûpsuzluk ve zevksizliğe sâhip olarak Mevlevîhâne’nin Batı’sına inşâ edilmiş bulunan WC’nin ortadan kaldırılması, yetkililer için en hayırlı hizmet vesîlesi olarak görünmektedir.

Tekerleği yeniden îcad etme gayreti, gülünçtür… Ecdâdımızın bütün san’at ve estetik anlayışı, ortaya serdikleri ve bizim gibilerin müdahalesine mâruz kalmamış eserleriyle ölçüyü-nisbeti-tavrı-zerâfeti kesinleştirmiştir; bu ölçü ve nisbetlerin dışında millî ve mânevî zevkimize uyacak hiçbir eser vücuda getirilemez.

6.

Bu fotoğraf, Mevlevîhâne minberinin yenileme dönemine kadarki görüntüsü… Acaba yenileme işi bittikten sonra nasıl bir minber çıkacak ortaya?

Ve bu sebeple akla takılan sual de şu: “Eğer bundan önce yapılanların bir örneği olan 700 yıllık geçmişe sâhip Kurşunlu Câmii’nin ahşap orijinal minberi yerine yapılan ‘Duşa Kabin tarzı’ minberlerden(!) bir benzeri de Mevlevîhânemize inşâ edilecekse, biz sökülen minbere çoktan râzıyız.

7.

Nitekim bu fotoğrafta da Kurşunlu Câmii’nin “yeni yetme”  minberi görülüyor.