“Gönül bahçesine girersen, gül gibi kokulara sahip olursun; göklere uçarsın, melek gibi yüzün aya döner.
Yağ gibi seni yaksa bile aydınlık kesilirsin; gamdan kıla dönersin amma, mum gibi meclislerin başına geçersin, meclisleri aydınlatırsın.
Hem mülk olursun, hem pâdişâh! Hem cennet olursun, hem Rıdvân! Hem gök olursun, hem îman! Hem arslan kesilirsin, hem ceylân!
Mekândan kalkar, mekânsızlık âlemine gidersin. Kendinden ayrılır, tek ü tenhâ yol alırsın; bineksiz, ayaksız yürürsün, deredeki su gibi tıpkı!
İçindeki hevâ ve hevesi bırakır, bomboş kesilirsin, soluksuz diri kalırsın; artık Yâ Hû denizine garkolursun da bunda Yâ Hû demekten vazgeçersin.
Her eve pencere olursun sen, her bağa gül bahçesi kesilirsin sen; Senlikten geçtin mi, varlığını bıraktın mı, benimle olmadan ben olursun sen!
Artık aydınlık istemezsin, kendinden müstağnî kalırsın; pâdişah gibi yoksulları besleyip yetiştirme kaydına düşersin, ay gibi, karanlıkları ararsın!
Can istemezsin, can bağışlarsın, her derde derman bulursun, devâ verirsin, yarana merhem aramazsın, yaralara merhem olursun!”
Bir gönül, hayâle düştü mü delil getirsen bile hayâli artar.”
Hazret-i Mevlâna