Şu anda ibâdethâne olarak hizmet veren ve halk arasında Dönenler Câmisi olarak adlandırılan; kültür ve san’at târihi açısından çok büyük önem arzeden Kütahya Ergûniye Mevlevîhânesi için öncelikli düşüncemiz; buranın yeniden Mevlevîhâne olarak kullanıma açılması olmalıdır. Çünkü:

a-Bu Mevlevîhâne, Türkiye’deki diğer benzeri eserlerden farklı ve daha özel bir mekândır; bünyesinde, başta Hazret-i Mevlânâ’nın torunu Ergun Çelebi olmak üzere diğer mevlevî büyüklerinin türbesini barındırmaktadır.

Bu ayrıcalık, Mevlevîlık Târihi açısından Kütahya’yı Konya’dan sonra bir diğer merkez konumuna getirmektedir. Ki, her yıl “Şeb-i Arus”u izleyen 18 Aralık günü, Konya’dan sonra Kütahya’da da törenler düzenlenebilir; bu program zenginleştirilip, dünyâ çapında bir tanıtım, kendiliğinden gerçekleşebilir.

Binânın cümle kapısı üzerinde Ergun Çelebi’nin isminin bulunması, Kütahya’dan başka hiçbir şehre nasip olmamıştır. Hâlbuki bütün dünyâdaki Mevlânâ dostlarının benimsediği bu husus, şimdiye kadar hiç de üzerinde durulmayan ve ciddîye alınmayan bir gerçektir.

Şehrimizin kültür ve turizm potansiyelini artırmanın en bereketli ve kestirme yolu; belki de Hazret-i Mevlânâ tarafından bizlere tanınmış bu büyük şanstır diye düşünmeli ve buna paralel bakış açısıyla Kütahya Mevlevîhânesi’ni aktif hâle getirmeye çalışmalıyız.

Hazret-i Mevlânâ’ya ilgi ve sevgi duyan yabancı – yerli bütün ziyâretçiler, Konya Mevlânâ Müzesi’nde olduğu gibi, burayı da gezip görmek ister. Fakat acabâ şehrimize gelenler ne görecektir?

Eğer sırf Kütahya Mevlevîhânesi ve çevresindeki târihî eserlerle ilgili olarak kaynaklara bir göz atılacak olursa; son elli yılda yıkılıp, yok edilen kültür mîrâsımızın sayısı korkunç denecek boyuttadır. Ayakta kalabilen yapıların, çeşitli sebeplerle tâmir ve yenileme geçiren bölümleri ise, her müdâhalede gerçek yapı özelliklerini kaybederek basit ve sıradan hâle getirilmiştir. Bu tahribâta mutlaka son vermek bir vatan ve îman borcudur.

b-Dört bölümden meydana gelen Mevlevîhâne’nin kıble yönünde yer alan “türbe” kısmı, Kütahya Fâtihi  Hezar Dinarî tarafından mescit olarak yaptırılan ve adı, kaynaklarda “Hezar Dinarî Mescidi” olarak geçen bir mekândır. Bu husus, Mevlevîhâne ve Kütahya Târihi açısından çok önemli ikinci noktadır.

Şehrimizi ve Mevlevîhâne’yi ön plâna çıkartan üçüncü önemli husus ise, aynı türbede Mustafa Sâkıp Dede’nin de yatıyor olmasıdır. Ki bu zât, Mevlevîlik târihinde tartışmasız isimlerin başında gelmektedir ve 48 yıl boyunca Kütahya Mevlevîhânesi’nde şeyhlik yapmıştır.

Söz konusu yapı, câmi olarak kullanılmaya devâm ettiği sürece, sınırlı zamanlarda gezilebilen Erguniye Mevlevîhânesi’ndeki bu kısım da şimdiye kadar olduğu gibi dâimâ geri plânda kalmaya mahkûm olacak ve –hangi hazîneye sâhip bulunduğumuz- Kütahya halkı tarafından bile öğrenilmeyecektir.

c-Âdetâ kendi ellerimizle yok saymaya ve üzerini örtmeye çalıştığımız bir başka güzellik ve ayrıcalık ise, Semâhâne’nin zemînınde mevcut “Kuyu”dur.

Hazret-i Mevlânâ’nın Ney üzerine kurduğu düşünce sisteminde kuyu son derece önemlidir. Rivâyetlere göre, Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ali’ye bir sır vermiş; O da bu sırrı bir kuyuya gidip söylemiş, kuyudaki kamışlar da bu sırrı terennüm etmiştir. Ney’in yarı kutsal bir saz oluşunun basit hikâyesi, budur.

Şimdi, gözlerimizi kapayıp, hayâlimizde şu mizanseni canlandırmaya çalışalım:

Konya’dakine benzer bir düzenlemeye gidilmiş… Turist kafilesini Mevlevîhâne’ye buyur eden görevlilerden biri, onları kuyunun başına getiriyor ve burada bütün detaylarıyla Ney’le ilgili efsâneyi anlatıyor ve ekliyor: hikâyedeki “kuyu”, insanın kendisidir; bu mekânda yeşil bir kamış kuyudan koparılıp alınır, kuruyup sararır; dalları yaprakları yâni egosundan doğan bütün safraları aşk ateşiyle yakılıp temizlenir.

Sonra da o kimseye hayâtın ve insan olmanın sırları fısıldanır. Yâni, yemyeşil bir kamış, Ney hâlini almış olur, vesâire… Sonra da buranın diğer unsurları aynı benzerlikte geziliyor. Ney ve Kudüm sesleri arasında Semâ yapılıyor. Bunların canlı olarak yapılageldiğini gözünüzde canlandırın… Olacakları düşünebiliyor musunuz?

Şu, kısanın kısası olarak çizmeye çalıştığımız resim bile, Kütahya’yı bir çekim merkezi yapmaya yetecektir.

Bütün bu ve benzeri sebeplerden dolayı Erguniye Mevlevîhânesi, kuruluş amacına uygun şekilde kullanılmalı ve bunu sağlamak için de elden gelen her şey yapılmalıdır. Özetle söylersek; “Dönenler Câmii” olarak hizmet veren binâ ve ekleri -vakfiyesine uygun şekilde- sür’atle Mevlânâ yâdigârı Mevlevîhâne olarak hizmete açılmalıdır.

Şehrimize ve şehrimizin değerlerine önem veren sivil toplum kuruluşlarının ve Hazret-i Mevlânâ dostlarının dikkatine ve ilgisine sunulur.