Tavandaki Yazı-Arif Nihat Asya

0
41

Rahmetli Gâzi’ye âit, herkesçe bilinen büyük işleri, örnek eserleri okuduk, okuttuk; okutmaktayız.

Bunlar kısaca ve madde madde sıralansa bile bir köşenin çerçevesinden taşacak zenginliktedir; burada anlatmaya kalkışacak değilim.

Yalnız, hareketlerinden, buluşlarından, nüktelerinden de günlerin olayları arasına sıkışmış öyleleri vardır ki, zamanı geldikçe büyük eserleriyle boy ölçüşebilecek bir değer alırlar.

Onları da inkılâplarını, zaferlerini, cesâretlerini, soğukkanlılıklarını bildiğimiz kadar bilsek ve zamânında hatırlayıp gözönünde tutsak ne iyi ederdik. Onun çocukları yâhut kıymetbilir arkadaşları olduğumuzu daha güzel isbâta imkân bulmuş, târih önünde de çok daha parlak imtihan vermiş olurduk.

Bu söz ve hareket nüktelerinden kiminin olduğu gibi yayılarak, kiminin fıkralaşarak, hattâ menkîbeleşerek halk arasında yaşayacağına dâir alâmetler çoktur.

Bu mazhariyete şimdiden ermiş olanlardan birini tekrar etmek için şu günlerden daha uygun bir mevsim gelmemiştir, belki de gelmeyecektir.

Rahmetlik, çeşidi dâvetlisinden pek de zengin olmayan sofrasında yakın arkadaşlariyle zevkli bir akşam saati geçirirken hocasının gelmekte olduğunu haber vermişler.

Ordular idâre etmiş koskoca kumandanın bu haber karşısındaki telâşı, bir mektep çocuğunun telâşından farklı olmamış. Büyük adam ilk söz olarak:

-Aman hocam görmesin.

Demiş. Sonra kendisi, arkadaşları, garsonları elbirliğiyle kadehli bardaklı sofrayı çarçabuk dağıtarak, bir konuşup görüşme masası hâline getirivermişler. Ve gelen misâfiri karşılamaya koşmuşlar.


Bilmem îmansız 20. asır dünyâsında hocası üzerine, günün hesaplarına uyarak konuştuğunun akşam, bir iç mürâkabesi de yapacaklar çıkar mı?

Çıkacağını bilsem, onlara rahmetli Atatürk’e âit bu küçük fıkrayı ateşten harflerle tavanlarına yazmalarını tavsiye ederdim.

(*)Ârif Nihat ASYA, Kanadlarını Arayanlar, s.50 – Ötüken Yayınevi,İst.1976