…Venedik donanmasının Çanakkale Boğazı’na geldiğine dâir haberin İstanbul’a ulaşması üzerine, Türkler, düşmanlarını buradan atmak için sür’atle hazırlandılar. Venedik donanmasında kumandanlık eden bir Hıristiyan, diğer bir kumandanla arası açıldığı için oğlu ile birlikte kaçmış ve İstanbul’a gelerek Müslüman olmuştu.Türkler, bu adamı çok müsâit şekilde karşıladılar. İddiâlarına göre bu mülteci çok değerli bir deniz savaşçısı ve yüksek rütbeli biriymiş.

Din değiştiren bu İtalyan, kendisine bir gemi tahsis edilmesini istemişse de, Türkler kendisine güvenememiş ve ona Kaptan Paşa’nın Baştardasında mühim bir vazife vermişler.

Hazırlıklar, Haziran’ın 17’sine kadar bitmişti. O günün sabahı erkenden Türk donanması İstanbul’dan hareket etti. Ben şahsen, donanmanın yola çıkışını evimin balkonundan seyrettim. Esâsen bu balkondan bütün liman görünmekteydi. Çıkan gemileri saydım:56 kadırga, 27 kalyon, 9 mavna ve 5 kalyon giriyordu.

O anda yanı başımda bir Türk sipâhi durmaktaydı. Donanma hareket ederken koynundan bir kitap çıkarıp baktı. Kaptan Paşa’nın, donanmayı bu saatte çıkarmakla pek büyük bir yanlış yaptığını, zîra bugünün, bihassa bu saatin pek uğursuz olduğunu söyledi.

Bu, gelişigüzel bir îtikad değildi. Bizzat Kaptan Paşa’nın yanında da, kitapla mürâcaat ederek bu durumu kendisine haber verecek kimseler vardı. Demek ki Paşa, onlara kulak asmayarak donanmayı yola çıkarmıştı.

Büyük limandan çıkan Türk donanması, Beşiktaş Limanı’na girdi, oradan da öğleden bir saat sonra kalktı.

Gemilerin hareketinden beş altı gün sonra ramazan geldi, çattı.

Müftü, Sadrâzam ve bütün İstanbullular Okmeydanı’na toplanıp, mübârek saydıkları ramazanın birinci günü, donanmanın muzaffer olması için duâ ettiler. Böyle duâlar ve yağmur duâları hep Okmeydanı’nda yapılır.

Fakat bu seferki duâ, Tanrı katında kabul edilmedi. Çünkü Haziran’ın 29’uncu Perşembe günü akşamı, bozgun haberi geldi. İki donanma, ayın 26’sında çarpışmış, Türkler kötü bir mağlûbiyet almışlar.

Birkaç gün sonra da, bu deniz muhârebesinde bulunup kurtulmaya muvaffak olan aslen Provens’li bir yeniçeri, hâdiseyi bana bütün tafsilâtıyla hikâye etti; onun anlattıkları ile Türkler’in îtirafları birbirini tutmaktadır.(*)

(*)(Fransız seyyah Jean de Thevenot)ın hâtıralarından.