Yabancı Gözüyle Biz-6

0
24

6.

Ben İstanbul’dayken, 28 Şubat 1655’de, pâdişâhı kokutan bir isyan çıktı.

Girit’ten gelen Ömer Paşa, ora askerinin imdatsızlıktan mustarip olduğunu pâdişah Sultan Mehmed’e arz etmiş. Pâdişah da müftüyü, vezîriâzamı ve diğer erkânı huzuruna çağırtmış. Hepsinin önünde Sadrâzama, Kandiye’nin zaptını istediğini söylemiş. Vezîr-i Âzam: “Allah murâdınızı hâsıl etsin” deyip başka bir şey söylemediğinden, Pâdişah ondan mührünü almış. Selâhiyet ve vazîfelerinin işâreti olan bu mühürü, sadrâzamlar dâimâ koyunlarında taşırlar.

Derken Pâdişah, Kapıcılar Kâhyası’nı çağırtmış, hemen Girit’e giderek bu mührü oradaki Türk Kumandanı Hüseyin Paşa’ya vermesini söylemiş. Pâdişahın bir maksadı da, bu mühür sâyesinde Hüseyin Paşa’yı İstanbul’a getirtip başını uçurtmaktı.

Hüseyin Paşa İstanbul’a gelinceye kadar Zurnazen Mustafa Paşa Kaymakam oldu. O da fırsattan istifâde edip sadâreti ele geçirmek için Kapıcılar Kâhyası’nın arkasından adam saldı. Yeni bir emir almadan Girit’e geçmemesini tembih etti. Fakat Kapıcılar Kâhyası bu emre önem vermeyerek yoluna devam etti.

1 Mart’ta Girit’ten 200 yeniçeri geldi. Bunlar, beş altı seneden beri orduda hizmet gördükleri halde para ve kumaş alamamışlardı. Birikmiş hakları vardı. İstanbul’a Yeniçeri Ağası’na durumdan dolayı şikâyete gelmişlerdi. Vaziyeti anlattıktan sonra, birikmiş paralarını ve kumaşlarını istediler.

Ağa, bunlara:

–“Def olun karşımdan… Yıkılın baldırı çıplaklar! Yoksa hepinizi öldürür, cesetlerinizi denize attırırım! Meyhânelerde sarhoşluk eder, sonra gelir benden para ve çuha istersiniz!” demiş.

Girit’ten gelen askerler şaşırıp kaldılar. Atmeydanı’na gidip orada başka askerlerle, bu arada Cebeci ve Topçu’larla karşılaştılar. Onlar da hallerinden şikâyetçi imiş; istihkaklarını alamamışlar.

Ayın dördüncü Cuma günü öğleden sonra At Meydanı’nda 5.000 kadar yeniçeri, Sipâhi, Topçu ve Cebeci toplandı. Bunlar, kendilerine yapılan haksızlıkların ve fenâ muâmelelerin intikamını almak için yemin ettiler. Ertesi gün aynı yerde 10.000 asker birikti. Celep Hasan Ağa isimli bir sipâhi vardı. Zarif bir adamdı ve güzel konuşurdu, âsîlerin başı oldu. Diğer bâzı sipâhiler de isyâna baş oldular. Hep birden Pâdişâhı bir “Ayak Dîvânı” için zorlamaya karar verdiler.