Aşk-ı Memnu

0
362

(…Burhan Toprak- Bizim edebiyatçılar ne kadar kolay yazıyorlar. Çünkü düşünmüyorlar, kafaları bomboş. Edebiyat-ı Cedîde denilen o devrin yâdigârları yârabbi ne boş, ne korkunç bir taklid…

Sâmiha Ayverdi- Biliyor musunuz Burhan Bey, Aşk-ı Memnû’yu okuduktan sonra, Emil Zola’nın bir eserini okudum. Temin ederim ki cümlesi cümlesine intihal yapmış.

Burhan Toprak- Bu adamlar düşünmek ıztırâbına katlanmamışlar. Iztırab olmayınca da bir şey olamaz. Fikret, bakarsınız devrin pâdişâhını yerden yere vurur, bakarsınız cülûsiye yazar, sonra Nedîm-i kadîm gibi bir hezeyan meydana koyar. San’at ya bir iddiâdır ya bir isbât.

Çok güzel yazıyorsunuz Hanımefendi, çok güzel..

Sâmiha Ayverdi– Müsaade ederseniz ben de son eserinizden aynı hayranlıkla bahsetmek istiyorum. Bu kitap size bir Rabbânî mükâfat olarak yazdırılmış…)

Ekrem Hakkı Ayverdi- Bakınız, kardeşim kelimenin altını sulinye (altını çiziyor) ediyor “yazdırılmış” diyor.

Samiha Ayverdi- Evet, sizin mevkiinizde, sizin gibi fikrî ve içtimâî mevkîi bu yolda düşünmeye müsâit olmayan bir kimsenin şu eseri hakîkâten kendisi için bir nîmettir.

(Ken’an Büyükaksoy odayı teşrif ediyorlar, tanışma merâsimi yapılıyor.)

Kenan Büyükaksoy- Hoşgeldiniz hanımefendi, hoş geldiniz oğlum Toprak.. Ben de size müştak idim. Muhabbetlerimiz karşılıklıdır. Ne güzel isminiz var; Toprak.. Âdem’in yaratıldığı ve insanın secde ettiği toprak..

Burhan Toprak- Ne yapayım efendim, ben silinmek istiyorum.

Kenan Büyükaksoy- Silinme, toprak kal; toprak büyük şey…

Burhan Toprak- Atatürk devri idi. Soyadı kânûnu çıktı, baktım herkes türlü isimler alıyor. Büyükler büyüğü, ulular ulusu, mânâsına gelmiş türlü başı havada büyük isimler… Bu arada ben de taş, toprak olmaktan başka çâre bulamadım. Sonra benim idealime uygun eserleri böyle sıkışık zamanda neşretmek şansım vardır. Yûnus Emre’yi DİN kelimesi ağza alınmazken millî eser diye yazdım ve maârif vekâleti satın alarak bastı.

Kenan Büyükaksoy- Şans değiş Toprak oğlum, Allah’ın lûtfu… Bu defâki Ballar Balını Buldum ismindeki kitabınız da kezâlik Allah’ımın size bir lütf-ı mazharı. Mâdekimki ballar balını bulmuşsunuz, mâdemki kovanını yağmaya vermişsin, daha ne istersin?

(Mülâkatlar, 24 Mart 1948)