Batı Dedikleri…

0
42

On sekizinci Yüzyıl’ın ortalarına kadar Batı’da akıl hastalıklarına, insanların içine şeytan girmesi diye bakılıyordu. 1792 yılında Bicetre Akıl Hastahanesi’nin doktoru Pinel; üstte bahsi geçen bakış açısına karşı çıkıp, delilerin de tıpkı diğer hastalar gibi olduğunu ispatladı. O zamâna kadar zavallı akıl hastalarına yapılan işkence ve zulümlerin yerine sevgi ve şefkat üzerine kurulmuş bir davranış şekli yerleşmeye başladı.

Philippe Pinel Kimdir?

Pinel, 1745-1826 yılları arasında yaşamış olan ünlü Fransız tıp doktorudur. 20 Nisan 1745’te Tarn yönetim bölgesindeki Saint-André kasabasında doğmuş, 25 Ekim 1826’da Paris’te ölmüştür.

Bicetre Hastanesi’nde göreve başlar başlamaz, zincire vurulmuş hastalan çözdüren Pinel’in en büyük katkısı, akıl hastalarının bakımına ilk kez insanca bir yaklaşım getirmesidir.

Kan almak, soğuk suya sokmak, dövmek ve zincire vurmak gibi şiddet yöntemlerinin yerine konuşma, ılık banyo, kültür-fizik ve atölye çalışması gibi yöntemler uygulamış, akıl hastanelerine bağlı olarak hastaların çalışabileceği çiftlikler kurulmasını ve hastaların ailelerinin yanına gönderilmesini savunmuştur.

Hastaların hücrelere kapatılmasına da karşı çıkan Pinel, hastaneyi bölümlere ayırarak hastaları rahatsızlıklarına göre bu bölümlere yerleştirmiş ve tedavinin de rahatsızlığın tipine göre değişmesi gerektiğini belirtmiştir. Hastanelerde gerçekleştirdiği bir başka yenilik de hastaların bakımını çoğu kez cahil olan hastabakıcıların yerine doktorların yapmasını sağlamak olmuştur.

Pinel’in görüşleri Salpetricre’de yetiştirdiği doktorlar tarafından Avrupa’ya yayılmış ve yavaş da olsa giderek benimsenmiştir.


On beşinci asırda halk arasında çok yaygın olmayan sihirbazlığı körükleyip geniş kitlelere benimseten Katolik Kilisesidir. O zamanlar dünyâda aslâ böyle saçma şeyler olamayacağını ve sihirbazlığın da hayâlden ibâret olduğunu söyleyen çok kimse vardı.

Fakat kilise derhâl harekete geçerek, bütün imkânlarını seferber etti. İlk iş olarak Papa Sekizinci İnnocentius 1484 yılında bir genelge yayınlayarak:

“Şeytanla zinâ etmek, şeytanla ittifak yapmak, erkek ve kadınlarda kısırlık meydana getirmek, iktidarsızlığa sebep olmak gibi şeyler, sihirbazlığın işlerindendir. Bunun böyle olduğuna inanmayanlar ne kadar büyük makam ve rütbede olursa olsunlar aforoz edilecekler ve gerekirse dünyâ mahkemelerinde cezalandırılacaklardır.’’ Demişti.

On dokuzuncu yüzyıl yazarlarından Joseph Hergenröther, Papa’nın bu genelgesinin bir şefkat ve sevgi örneği olduğunu yazmıştı.

Papa VII. İnnocentius:

1484-1492 yılları arasında papalık yapmış kişidir.

1432 yılında o dönem yunanlıların yönetiminde olan ceneviz’de “giovanni battista” adıyla doğan papa 8. innocent (masum, günahsız) 1484 yılından ölümüne dek papalık görevini yürütmüştü. bir roma senatörünün oğlu olan papa; sekiz yıllık papalık görevinde cadılara karşı etkin (!) bir mücadele yürüttü ve haçlı ordusunu yeniden diriltmeye çalıştı.

Cadı olduğu ilan edilen kişilere karşı mücadele elbette ki papa innocent’ten daha önce başlamıştı. Ancak mesele şu ki; cadıların nasıl tanınacağı ve onların nasıl işkencelere maruz bırakılacağı papa innocent döneminde sistemize edildi. Papa’nın emriyle kilise görevlisi olan heinrich kramer ve jacob sprenger tarafından yazılan “malleus maleficarum” isimli kitap cadı avının yöntemlerini detaylı biçimde aktarıyordu.