Ben Bir Hiçim/Ken’an Rifâî

0
17

Onun/Ken’an Rifâî Hazretleri’nin edep ve tevâzuundan küçük bir çeşni veren şu konuşmaya dikkat edelim:

Bir gündü, içimizden biri, oturduğu yerde uzun zaman dizlerini bükülü tutmasının verdiği rahatszlığa işâret ederek uzatmasını ricâ etti. Cevap olarak, “Sen gel de burada ayaklarını uzatıp otursana…” dedi.

Teklif sâhibi estağfurullah efendim, deyince, “Belki benim de estağfurullah diyecek kimselerim vardır” diye cevap verdi. Nihâyet sözü şakaya dökerek “Meselâ Server Bey, Nazlı Hanım… hiç kimse olmazsa o zaman da kendimden utanırım,” dedi.

Onun bu yokluk ve tevâzuuna, misâl olabilecek her ikimizle cereyan etmiş iki ayrı hâdise vardır ki okuyucularımıza bir misal teşkîl etmesi için bunları da anlatmadan geçemiyoruz.

Bir kereydi, Ken’an Rifâî’yi tanımak isteyen bir dosta, onun meziyetlerinden bahseden, onun müstesna bir insan olduğunu belirten bir mektup yazılmıştı.

Bir münâsebetle bu mektubu görmesi icap etti, öyle bir göz attıktan sonra, “Emeklerine yazık! Benim bir vasfım varsa o da mutlak bir hiç oluşumdur. Sil onların hepsini!” dedi. İkincisi 1945 yazında Emirgân’da geçmişti. Yine kendisi hakkında edilen bir senâya karşı teessürle boyun bükerek:

“Hiçbir işe yaramaz bir adamım ben. Bu dünyâda yaptığım, kendimden sonraya bıraktığım bir tek, ama bir tek eserim var,” dedi ve İlâhiyât- Ken’an’dan şu mısrâları okudu:

Mücrim ü âsî günahkâr bir kötü âvâreyim
Ben bu hâlimle huzûra hangi yüzle varayım

(Y.Asrın Işığında Müslümanlık Ve Ken’an Rifâî, s. 142-143)