Dünyâya Gelmemizin Gâyesi-8

0
19

Hoca’ya Dâir

Hani, meşhur bir kıssa vardır; Çocuk, fazla bal yediği için hastalanmıştır ve âilesi doktor doktor gezip, çocuğun iyileşmesi için her çareye başvururlar.

Fakat, nâfile…

Bal gibi bir önemli gıdâ bile olsa, aşırılıktan kaçınmamız ve en emîn yolun “Orta yol” olduğunu buyuran Peygamberimiz’i iyi anlamak için bir başka hikmetli tarafı olan bu hadisede, anlaşılıyor ki çocuk; ifrat sayılacak derecede bal yemekten dolayı hastadır. Nihayet, tavsiye üzerine zâtın birine giderler.

Doktor, çocuğu muayene eder: Bir hafta sonra gelin, der.

Haftaya gelirler; çocuğu karşısına alan doktor, üç defa:

-Oğlum, bal yeme! der ve Allah’dan şifâlar dileyip, göndermek ister.

O zaman, çocuğun ana-babası şaşırır ve derler ki:

-Herhangi bir îlaç vermiyor musunuz?

-Hayır!

-İyi ama… mâdem, bal yeme! demekle iş bitecekti; neden bir hafta bekledik?

Doktor gülümser:

-Geçen hafta, sözüm geçmezdi çocuğa… çünkü o sıralar ben de bal yiyordum. Aradan geçen zaman zarfında, kendim bal yemedim; evvel Allah, şimdi sözüm tesir eder.

İşte, Hazret-i Ömer’in sözünü doğru anlayan bu doktor, yalnızca tıp adamı mıdır?

Hayır!

Ve zâten, onu böyle isimlendiren benim… kıssadaki adı, hocadır; tabîb-i hazıktır.

Yani, “marifetli doktor.” Sıradan bir doktor olarak da aynı çocuğu tedavi edebilirsiniz belki… perhiz tavsiye eder, ilaç yazarsınız; fakat mârifet sâhibi bir doktorla aranızdaki fark, şudur:

Şifânın, ilâçtan geldiğini zanneden beşerin tıp alanında uzmanlaşmışı bir yandadır; ilâcın bir vâsıta olduğunu ve asıl şifanın, Allah’ın “şifa verici” yâni “Şâfi” isminden geleceğine inanan İNSAN ADAM da diğer yanda…

Eğer hem insan adam, hem de doktor olabiliyorsak; işte en âlâsı budur. Bu, hangi mesleği seçmişsek, hepsi için geçerli!

Çünkü, dinimize göre, meslekler gâye değil, vâsıtadır. Gâye, insanlaşabilmektir.

Dostlarım!

Gâye, insanlaşmak olduğuna göre; meslekler arasında en şerefli olanı da öğretmenliktir.

“Ben hocama saygı duyarım ama, sen bana “kulu olunacak” vasıftaki o öğretmeni göster!” demek, yanlıştır. Biz kendimizden mes’ulüz. Öğretmeninde hatâ ve noksan arayan bir öğrenci, işin temelinde hata yapıyor demektir.

Hoca durumundaki kimse de, kendisine teslim edilen talebenin, bir Allah emâneti olduğunu hatırdan çıkarmayarak; şahsî sıkıntılarını dâimâ bu emânete bulaştırmamanın gayretinde olmalıdır.

Çünkü, hocalığın şerefi; fedakârlık isteyen… zor ve sabır gerektiren bir meslek oluşundan gelmektedir.

Sizlere, Ezel ahdine sâdık birer dost olarak hayırlı, saadet dolu haftalar dilerken; sözlerimi Hazret-i Mevlânâ’nın şu mısrâları ile noktalıyorum, hoşçakalın:

“Ey kardeş! Sen, yalnız duyuş ve düşünüşten ibaretsin! Geri kalanın ise sâdece et ve kemiktir!”