Gerçek Hikmet Nedir-Sâmiha Ayverdi

0
80

Calinus(*) ne demiş: “Tek hayatta olayım, isterse bir atın kuyruğu altında sinek olarak bulunayım.”

*

Hayatta olabilmek bahasına râzı olunabilecek en süflî– Âdî, bayağı, değersiz istek… Mânevî sefâletin/ –Perişanlık, sefillik— bundan iğrencini istemek ne kahredici, ne insanlık dışı bir zavallılık…

“Tek dünyâda olayım, isterse atın kuyruğu altında bir sinek olayım” temennisi/ —istek, dilek, talep–, kurtulunması gereken süfliyetlerin –bayağılıkların- ta kendisi değil de ya ne olabilir? “Hükemâ-i kadîm” –eski ilim adamları, hakîmler, filozoflar- denen eski zamanların hikmet ve irfan –bilgelik, kalbî ilim-ordularındaki Sokrat’lar, Platon’lar ve Fisagor’lar gibi hikmet erbâbı, hep âdem oğlunu sineklikten çıkarabilmek için yazmış, çizmiş, konuşmuş, anlatabildikleri kadar söylemiş, ancak bu yolda giriştikleri gayreti, çok defa da canları ile ödemekten geri kalmamışlardır.

Şu halde Calinus gibi büyük Yunan hakîmi ve hikmetler mevzuunda bilhassa dîvan ve tasavvuf şâirlerinin kendisinden söz ettikleri bir adam neden doyamadığı dünyâda kalabilmek yolunda atın kuyruğu altında sinek olmayı ulvî –yüce, yüksek-bir mertebe gibi seçmiş bulunmaktadır?

*

“Hikemiyât-ı İslâmiye’ye –İslâmiyet’in felsefî konularına- gelince, temeli tevhide –birleme, Allah’ın birliğine inanma- dayalı bu anlayış, dünyâda olmanın da, dünyadan gitmenin de bir beşerî zarûret –mecbûriyet, zorunluluk- bulunduğu keyfiyetine –husus, mesele- göre her ikisi de aynı kapıya çıkan bir yol olarak kabullenir.

Buna göre kişinin, kendisini dünyâda misâfir edenin yüzünü ağartacaklardan olmasının gayretini sürdürmeyi bir ibâdet olarak görmek gerekmektedir. Bu yüzden de, inanmış Müslüman, dünyâda olduğu müddetle atın kuyruğu altında sinek olmak yolunu değil, ulviyetlere –yücelik, büyüklük, yükseklik-kanat çırpmak yolunu arar durur.

O kadar ki, dünyadan ayrılmanın bir felâket değil, bir ilâhî gâye olduğunu bilmek, kalıbını toprağa teslim etmemek için, mülevves –pis, kirli, iğrenç- bir yerde pislikle gıdâlanan sinek olmayı aklından dahi geçirmemek gerektiğini Calinus’a da, hayâtın tek gâyesi olarak gördükleri dünyâda kalmak için çabalayanlara da anlatmak elbette muhâl ender muhâl –aslâ mümkün olmayan-olsa gerektir.

*

Varsın Calinus’lar dünyâda kalabilmek için aşağılık çırpınışlar içinde ölmemeyi bir kazanç olarak düşünedursunlar. Ama niceleri de var ki her mahlûk ölüm şerbetini içecektir, kavlince –kavil, söz, hüküm- o günün hasreti içinde bekleyedururlar.

İşte mülevves bir yere yerleşip pisliklerden gıdâ almak değil, kalıbını toprağa teslim etmekten korkusu olmayanlar arasında öyleleri bulunmaktadır ki, hiç değilse onlardan tekini olsun zikretmek herhalde yerinde olsa gerek.

Öyle ki tek nefesi bile etrafına feyz –feyiz, ilim ve mârifet, irfan- ve bereket olan bir velî vardı ki hastalandı. Bundan son derece ıztırap duyan mensupları, hastalığın çâresi olduğu söylenen ilâcı, Hindistan’a kadar gidip getirdikleri zaman, o velî kişi:

“Eksik olmayın, zahmet çektiniz. Ama o getirdiğiniz ilâcı, kapıdaki uyuz köpeğe içirin. Bana gelince Cemâlullah’a -Allah’ın güzellik sıfatıyla tecellisine- bir an evvel ulaşmak için günümün tez gelmesini bekliyorum…” diyerek ölümü bir vuslat -sevdiğine kavuşma- olarak görmekte bulunduğunu çevresine göstermiştir.

(*)Eserlerinden birçoğu Arapça’ya çevrilen Calinus hakkında Yunus Emre de şöyle söylemiştir: Bir dem gelir cehâlette kalur bir nesneyi bilmez olur/ Bir dem dolar hikmetlere Calinus u Lokman olur.

Sâmiha AYVERDİ- Ebâbil Kuşları, s.398