Hiç-4

0
41

Siz, fizik kânunlarını değiştirecek yahut matematik prensiplerini altüst edecek derecede bilgiye sâhip olabilirsiniz; fakat bu takdirde size, en çok “Fizik ilmini bilen” mânâsına fizik âlimi… Veyâ “Matematiği bilen” mânâsına matematik âlimi derler.

“Bilen”den kasd edilen ise, bunlar değildir. Asıl bilen, her şeyi en iyi bilen yalnız ve yalnız Allah’dır. Ki, O’nun bir ismi de “Alîm”dir. Demek ki ilim diye bilinen her şey Allah’ın ilminden sâdece birer zerre durumundadır. O zerreler içinde ilerleyip büyüyen, kafa yoran, düşünen; yeni yeni buluşlar ortaya çıkaran her âlim saygıya ve sevgiye lâyıktır.

Kim olursa olsun, Allah’ın ilmine kafa yormuş ve yaratılmışlara hizmetle meşgûl olmuştur. Ama, bütün büyüklüğü ve bilgisi, o nokta yâhut zerre çapındadır. Ki, Einstein gibi bir adamın, sıradan gibi görünen o dilenci karşısındaki durumu, bunu çok güzel îzah ediyor.

“Müslüman-Türk toplumunda sayısız güzel örneği bulunan böyle bir konuda ne diye başka toplumlardan… Meselâ Einstein’dan örnek veriyorsun?” denilebilir.

Bunu diyenler, ilk anda doğruyu söylüyor görünseler de, aslâ haklı sayılamazlar.

Çünkü gerçek, her devirde… Her iklim ve coğrafyada, hep aynı gerçektir.

Gerçek, hiç değişmez.

Değişen, gerçek değildir; insanların, gerçeğe bakışlarıdır. Gâyeler, niyetler, maksatlar değişir. Hakîkat güneşini yok saymak, inkâr etmek ve o güneşten karanlık yerlere kaçmakla, hakîkat yok mu olur?

Aslâ!

O hâlde…

Mevlânâ Celaâleddin’i Mevlânâ yapan hocası, ustası Tebrizli Şems: “Her devirde bir tek gerçek vardır.” diyor.

Biliyoruz ki, kelime mânâsı olarak “Şems”, güneş demek. Güneş bir hakikattir. Hem de her zaman aynı olan bir hakîkat. Fakat kimimiz gölge arar; güneşi fazla yakıcı buluruz. Kimimiz üşür, güneşin sıcaklığına sığınırız. Kimimiz, güneş ışınlarını bir şifâ vâsıtası bilir; kimimiz, aynı ultraviyole ışınlarından allerji duyarız.

Bâzân, bâzı işleri yapmak, en azından uyuyup dinlenmek için gecenin karanlığını bekleriz; bâzân da çâresiz hastaların çâresizliği için bir an önce güneşin doğmasını!

Peki, gece olunca, güneş de yok mu oluyor? Aslâ!

O hakîkat, gene var. Sâdece bizim gözümüzden gizlenip, sırlandı… O kadar.

Gece bastırınca, bu sefer de bizden başka insanlar; bizim o gün yapageldiğimiz işlerle uğraşıyor.

Değişen nedir?

İşte, “Her devirde vârolan o bir tek gerçek” de her konuda güneş gibi ele alınabilir ve ona göre düşünülebilir.

O zaman, hakikati arayan her kim olursa olsun, saygıdeğerdir. Batısı doğusu yoktur bunun…

Yeter ki faydalı, hayırlı bir iş olsun.

Efendimiz, bir hadislerinde:

“Yarabbi! Faydasız ilimden sana sığınırım!” buyuruyor.

Atomun bulunması, hattâ parçalanması gibi çalışmalar; gerçekten, ilim nedeniyle, sâfiyetle başlamış olabilir.

Fakat o buluşların hangi gâyeler için kullanıldığı önemlidir. Niyetler önemlidir.

İnsanlığın zararına kullanıldığı anda; ne kadar büyük bir keşif veyâ icâd olsa da, “Faydasız ilim” sınıfına girmiş olmaz mı?

İşte bu, insanın şeytanlaşmasıdır.

Yâhut, insanın çamurlaşması…