Can Borcumuz Var

0
44

1517’de Yavuz Sultan Selim, Ridâniye Meydan Muhârebesini kazanmıştı.

Savaş sırasında ordumuzun sağ kanadına yapılan sert bir süvâri taarruzuna dayanamayan askerlerimiz, çekilmeye başladı. O zaman Sinan Paşa, yalın kılıç ileri saflara atıldı ve:

“—Koman şahbazlarım, atılın arslanlarım!”

Diyerek düşmanı püskürttü fakat beş yerinden de yaralanmıştı.

Yavuz Selim, Sinan Paşa’nın yaralandığını duyunca, onun geri hatlara alınmasını emretti. Fakat Sinan Paşa:

“—Hakk’a ve devlete bir can borcumuz vardır. Can bedenden çıkıncaya ve elimiz kılıç tutamaz hâle gelinceye kadar burada kalmak ve şehîd olmak murâd ederiz.” Diyerek geri saflara gitmeyi reddetmiş… Muhârebeyi sedyeden yönetmiş, zaferi kazanmıştı. Ve arzuladığı gibi de orada şehit düşmüştü.


Yavuz, Mısır’a girerken, çok mahzun idi:

“Mısır’ı aldık, lakin Sinan Paşa’yı kaybettik!..” diyordu. Bu sözleri ile, alim bir mücahidin kaybını, bir Mısır fethine denk görüyordu. Yahya Kemal, bu hicranı şu şekilde ifade eder:

“On Mısr’a bir Sinan bedel olmazdı ey kaza

Kudretlu padişahı bu hal etti telh-kam”

(Ey kaza!

Sinan Paşa gibi alim bir devlet adamına on tane Mısır ülkesi bile bedel olamazdı,

işte bu durum -Sinan Paşa’nın feda edilmesi-, kudretli padişahı çok üzmüştür)