Hıdrellez ve Mecaz

0
120

Bugün, 6 Mayıs…Yâni Bahar Bayramı… Türk Dünyâsı için “Hıdrellez”!

Cümlenin bayramını tebrik ederiz.


Bilindiği gibi Türkçe’nin kaybolmaya yüz tutan kelimelerinden biri de maalesef “mecaz” sözüdür. Lügatta “mecaz”ın mânâsı şöyle: “Gerçek olmadığı halde bir gerçeğe işâret eden ve gerçekmiş gibi görünen oluş”.

Mâdem Peygamber Efendimiz, “Kur’ân yedi harf üzerine indirilmiştir. Onlardan her bir âyetin bir zahr’ı/dışı bir de batını/ içi vardır”, buyuruyorlar; o halde günlük hayâtımızda yüksek fikirlerin, hikmetli sözlerin biz insanlara “mecaz” yoluyla ulaştığını inkâr etmemiz mümkün değildir. Esâsen Kur’ân-ı Kerîm’in “muhkem” ve müteşâbih” âyetlerinin oluşu, böyle bir inkârı imkânsız kılar.


Son asrın kâmil insanlarından birisi, mecaz yoluyla anlatılan hakîkatlerden bahsedilirken:

(Câhil ve rûhen çocuk kalmış kimselere hakîkatleri mecaz kisvesine bürünerek anlata gelmek âdet olmuştur), buyuruyor. Demek ki, bedenlerimiz büyürken rûhumuz çocuk kalmayacak; ne Yüce Kitabımızın ve ne de diğer yüksek fikirlerin anlaşılmasında “mecaza” takılıp orada konaklamayacağız. Tefekkür etmek, düşünmek, sormak, araştırmak Allah’ın emridir.

Son yıllarda Dînî bayramlarımızı, Kandil Gecelerimizi “Kur’an’da yoktur” iddiâsıyla inkâra kalkışan kimseler de, işte cehâlette ve “rûhen çocuk kalmakta” ısrar ettikleri için de, pek çok mâsum insanımızın vebâlini yüklenmektedirler.

“Nevruz” da, “Hıdrellez” de biz Müslüman-Türkler’in “mecaz”la anlatılan noktada kalmamız; bununla hangi derin anlamların murâd edildiğini sorgulamayışımız yüzünden kendi elimizle basitleştirdiğimiz önemli günlerimizden, bayramlarımızdan ikisi olup çıkmıştır.

Bakın nasıl?


Anlatılanlara göre Hızır Peygamber’le İlyas Peygamber’in buluşması yâni “Hızır-İlyas” buluşması, bizim dilimizde “Hıdrellez” söyleyişiyle ifâde edilmiştir. Burada, dünyâyı idâre etmekle vazifeli İlyas’la öbür âlemi çekip çeviren Hızır aleyhisselâmın bir vücutta tek mânâ hâline gelmesidir dilden dile dolaşan hâdise.

Peki, bunun yalnızca böyle kabûlü mü gerekiyor? Elbette hayır! Yukarıda bu hayırın gerekçesini dile getirdik.

O halde bu “bayram”ın bayramlığı nereden geliyor?

Diyorlar ki; “Âlemin gözbebeği, kâmil insan’dır. O’nun, gönlümüzde uyandırdığı aşk ve irfan pırıltıları sâyesinde kendi mânâmızla buluşmamız gerçekleşir ve âdetâ yeni bir doğuşla tanışır; beden toprağımızda “gerçek baharı yaşamaya” başlarız. İşte bu yüzden, bu akşam gül fidanlarının dibine bir dilek, bir niyaz pusulası bırakacak her kim varsa; lütfen bizi gerçekle tanıştıracak, bize Rabbimizi bildirecek büyük çaplı duâ ve niyazlarda da bulunsun.”