İftarlık-1

0
56

Geçmiş yıllarda, Ramazan’dan birkaç gün önceydi… Berber dükkânına gelen ve kalfayla ağız dalaşına giren bir vatandaşı ibret ve dehşetle seyretmiştim.

Kalfayı bir çırpıda ‘’dinsiz’’ ilân edip öfkeyle dükkândan ayrılan o zavallı adam gibi bugün kim bilir kaç vatandaşımız vardır. Sakal ve saçı, çoktan:’’Traş!’’ diye bağırıyor, üstü başı dökülüyor, ağzı ise son derece bozuk ve dilinde bir ‘’İslâm’’ lâfı ki hiç mi hiç bu ağza yakışmıyor.

Söylediğine göre, oruca vaktinden evvel başlamış ki bir yanlışlığa kurban gitmesin.

Peki, ne yanlışı?

Efendim, Türkiye’de Ramazan ayının başlangıcı İslâmî kurallara göre tesbit ve ilân edilmiyormuş… Takvimlerin hepsi yanlışmış hattâ namaz vakitleri bile.

Böyle bir sürü zırva…

*

Aslında bunca tafrasına sebep, yalnızca şu:

Eskiden, ramazan ayının ilk gününün tesbitine çok önem verilirdi. Dolayısiyla gökyüzündeki hilâl henüz gözle seçilemeyecek hâlde iken tâkîb edilir ve çıplak gözle görüldüğü zaman da ramazan ayının geldiği halka duyurulurdu.

Şehrin yüksek olan belirli noktalarına giden vazîfeli memurlar hilâli görünce Mahkemeye gidilir; Kadı Efendi’nin huzûruna alınırlar ve biri dâvâcı diğeri dâvâlı rolünü oynayarak bir yargılama sahnesi canlandırılırdı.

Meselâ biri:

“—Efendim ben bu adamdan dâvâcıyım. Çünkü Şâban ayında aldığı tesbih bedelinden kalan yüz kuruş borcunu ödemiyor.’’ Der.

Öteki ise:

‘’—Efendim, henüz ramazan ayı gelmedi ki! Şâban ayının son gününde olduğumuzu isbât etsin; ben de borcumu ödeyeyim.’’ Diye itirazda bulunur.

Kadı:

“—Bunun isbâtı için delil gösterin!’’ deyince, hilâli görenler içeri alınır ve:

‘’—Bu akşam, ezandan üç dakika sonra minâreden mübârek hilâli gördük… Bu gecenin Ramazan gecesi olduğuna şahâdet ederiz.’’ Derler.

Kadı, dâvâlıdan alınan yüz kuruşu dâvâcıya verir ve kapı dışında bekleyen Mahyacı vâsıtasıyla tetikte duran kandilcilere işâret verilir; diğer minârelerden de böylece Ramazan’ın ilânı halka duyurulurdu.

İşte, berberdeki sözüm ona ‘’mehdi’’(!)nin kafasına taktığı ve ‘’İslâmî kural’’ dediği şey bundan ibâret!

Aradan geçen bunca yıl zarfında berberde rastladığım zavallının çok daha yeni ve azgın modelleri türedi.

İşin özünü kavramak, bu sâyede de ‘’Eskimeyen yeni’’nin peşinde koşmak başka şey… Günlük hayâtında bütün ilmî buluş, îcat ve teknolojik imkânlardan faydalandığı halde, düşüncesizliği… Kabalık ve cehâleti ‘’İslâmiyet’’ yerine koyup, taassubu din edinmek ise çok başka bir şey.

Bu güruhun şerrinden Allah ülkemizi korusun ve irfan sâhibi nesillerin yolu da bahtı da açık olsun. Zîra Müslüman-Türk’ü, içinde bulunduğumuz bâdireden kurtaracak olan nesil, sâdece ve sâdece onlardır.

Cümleye feyiz ve bereket dolu ramazanlar dilerim.