İhtiyar Mirâhur

0
49

Tahmasp Kulu Han Târihi’ni yazan târihçi, Mirâhur -yani sarayda atların bakımı ve yönetimi ile ilgilenen kişi- ihtiyar Mustafa Paşa’nın elçiliğinden bahsederken şöyle yazıyor:

-Şâh’ın, önüne geleni tepen, durmadan kişneyip şaha kalkan kötü huylu bir atı vardı. Mustafa Paşa’yı denemek isteyen Şah, bir gün paşayı huzuruna çağırıp: “Benim bir atım var. Lâkin hiç beğenmiyorum.

Siz de eskiden Mirâhurmuşsuz. Şuna bir binsez de bir görsek” dedi. Paşa, şâhın maksadını anlamıştı. “Getirsinler, bir tecrübe edelim” dedi.

Ertesi günü büyücek bir meydana Şah ve maiyeti geldiler. İki seyisle iki yandan tutulan hayvan da meydana getirildi. Bizim ihtiyar Paşa da gayret kemerini kuşanıp meydana çıktı. Hayvana yavaş yavaş yaklaştı ve iki adım kala sanki 15 yaşında bir delikanlı gibi âniden sıçrayıp hayvanın sırtın atladı.

Dizgini kavrayıp bacaklarını atın karnından sıktı. Yalnız seyirciler değil, hayvan da şaşırmıştı. Arslan gibi kükreyen o at, kedi gibi oluverdi.


EMİRGÜNEOĞLU YUSUF PAŞA / “EMİR-İ KUN” :

IV. Murad’ın Revan Seferi sırasında şehrin valiliğini yapan İranlı bir prenstir. On bir gün süren kuşatma sonunda Revan Kalesi’ni hiç savaşmadan padişaha teslim ederek Osmanlı saflarına geçmiş, kendisine verilen vezirlik rütbesiyle beraber ismi de Yusuf Paşa olarak değişmiş, kendisine Emirgan’daki Nişancı Feridun Bey’in bahçesi bağışlanmıştır.

Bu tarihten sonra bahçeye “Emirgüne Bahçesi” denilmiş, semtin adı da Emirgan olmuştur..

Emirgan’a ismini verdiren Emirgüneoğlu Tahmasp Kulu Han, Yusuf Paşa ismini ve vezirlik rütbesini aldıktan sonra şansı yaver gitmemiş, sefahat alemine dalınca Sultan İbrahim döneminde Sadrazam Kara Mustafa Paşa tarafından idam edilerek tüm mallarına ek konulmuştur..

Reşad Ekrem Koçu, “Osmanlı Padişahları” isimli kitabında, kendisine hediye edilen koruda İran tarzı bir saray yaptırdığını ve bu sarayda padişahı eğlendirme işine soyunduğunu, İstanbul’un esnaf civanlarının bir listesini yaptırdığını ve kimini zorla, kimini parayla razı ederek onları hünkarın işret meclisine getirdiğini, İstanbul halkı tarafından kendisine “Emiri Kun” lakabının takıldığını (Farsçada “kıç amiri” anlamına gelir), edepli vakanüvislerin bu lakabı “Emirgüne” şekline çevirdiklerini yazıyor..