Ne diyordu Koca Yunus:

“Aşk oduna yanmayanlar
Öleceğim sanmayanlar
Göz açıp uyanmayanlar
Şöyle gaflet bastı gider.”

Dışta kalan, kabukla oyalanan işte bu beşerdir… Aşk oduna yanmayan, göz açıp uyanmayanlardır.

Bir tarafta, çeşitli hakâret ve terbiyesizliklere rağmen düşmanlarına bile beddua etmeyen, mecbur kalmadıkça zor kullanmaya başvurmayan Peygamberimiz… Öte yanda güya o Peygamber’in bağlısı ve Allah Yolcusu olduğunu iddia edip de, Müslümanlığı tekellerinde zanneden; iki eli yağlı kara, karanlık, ürkütücü tipler!

Gülümseyen, sevgisi âleme taşan bir dinin değil; abus çehreli, “Kurtuluş isteyen, benden ve temsilcisi olduğum dinden KAÇSIN!” dercesine ahkâm kesen tipler… Evet… Âdetâ böyle! Yanına bile yaklaşmanın mümkün olmadığı böylelerinin, Allah’ın dini ve Allah’ın Resûlü ile ne ilgileri vardır? Sevdirecekken, nefret ettiriyor, korkutuyoruz. Kolaylaştıracakken zorlaştırıyoruz ve bunun adına da Müslümanlık diyoruz. Han gönüllü zâtın birine demişler ki:

-“Falan kimse o kadar kerâmet sahibi ki havada uçuyor.”

-“Aman” demiş, “Sinekler de uçuyor.”

-“Ama bu zat, bir anda, Doğu’dan Batı’ya gidiyor” diye cevap verince:

-“Şeytan da öyledir.” Buyurmuş.

İslâm, îman, insanlık ne bunlarla olur ve ne de kuru lâfla…

Hani adamın biri, etrafında toplanan insanlara hitap ederek:  

-“Allah, yarın, şunu yaptın mı? diye soracak… Yapmadınsa vay hâline? Bunu yap dedim, neden yapmadın? Diye soracak… Yürü cehenneme!” Hâsılı, şunu da soracak, bunu da soracak diye uzayan bu konuşma bitince, oradakilerden biri:

-“Benim bildiğim, Allah, bu kadar sual sormaz? Ben bu sorulardan değil, asıl soracağından korkarım. Eğer derse ki: Dünyâda, ben seninleydim fakat sen kiminleydin? İşte bundan korkarım.” Diyerek, sözün özünü söyleyivermiş.

Bu irfan sâhiplerinden bir başkasına, ne zaman, “Duâ ediverin…” deseler: “Allah senin için olsun!” diye cevap verirmiş.

Ve ilâve edermiş: ”Bu dua, bütün istekleri içine alır. Fakat O’nun seninle olması için, senin O’nunla olman gerekir. Çünkü kim ki Allah’la ise, Allah onunladır.”

“Yaradılanı hoşgördük

Yaradandan ötürü…” diyebilenler ve yaşayışlarıyla bunu gösterenler; İNSAN’dır. Yeter ki söz başka, iş başka olmasın!

Biraz önce arzettiğim, bizdeki insan târifiyle Yûnus’un şu meşhur sözleri nasıl da aynı, değil mi?

              “Beri gel, barışalım

                Yâd isen, bilişelim.”

Evet, yabancılığı ortadan kaldırmanın yolu, uzak durmak değil, yaklaşmaktır. Beri gel, diyor Yûnus… Bana uzaktan bakarsan, barışıp bilişemez, tanışıp sevişemeyiz. Ama yaklaşırsan, birbirimizi sevmemiz kaçınılmazdır diyor. İnsan olmanın yolu, işte buradan geçiyor. Kimin içinde sevgiye, barışıp–bilişmeye meyil varsa o kimse, hiç şüphe etmesin ki kurtuluşa yakındır. Çevredeki cehennem zebânilerine rağmen, kurtuluşu yakındır.

Nasıl bu kadar kesin konuşabiliyorsun? derseniz; bir Yüce İnsan’ın, bir Dost’un şu sözlerini size delil diye gösteririm:

“İnsanları seveceksin. Senin içinde sonsuz bir af ve merhamet hâzinesi var. Sâdece insanları değil; her canlıyı büyük bir istekle seveceksin. İnsanları, insanlara katılarak… Hatâlarında ve sevaplarında onlarla bir olarak seveceksin.”

Hazret-i. Ali’nin:

‘‘Sen, kendini küçük ve zayıf bir şey sanıyorsun; hâlbuki, sende âlemler gizli.” dediği işte bu af, merhamet ve sevgi hazinesidir. Bu gerçek, Hazret-i Mevlânâ’nın dilinden: Allahım! Senin çâresizlerine yardımcı olmak gibi bir işim olmasaydı, şu dünyada, bir an biler durmaz… sana gelirdim.” diye dökülürken; Merhum Sâmiha Ayverdi, (Hancı) isimli eserinde şöyle seslenir:

‘‘Kimsin? diye sordular.

Bu dünyâda işi bitenim! dedim.

Öyle de neden sefere çıkmazsın? dediler.

İşi bitmemeiş olanlara yoldaşlık etmem muraddır, dedim.

Senin için mürid diyenler de, murâd diyenler de var, hangisisin sen? dediler.

İşte buna gülesim geldi Yesriplim! Kâh müridini kâh murâdın olduğumu onlara söyler miyim hiç?”

Sen de eğer ağlamayı beceremiyorsan, hiç bu bahçeye uğrama! Dünya delilerine bahçemizde yer yok.
Rıza Tekin Uğurel