Neredesin Şahsiyet?

0
76

Sultan Üçüncü Ahmed, bâzı menfaatperest ve gammaz kimselerin sözünü bir an için ciddiye alarak, millet ve memleket için çalışmakta olan Sadrâzam Köprülüzâde Nûman Paşa’yı (1710) huzûruna çağırıp öfkeli bir tavırla:

“-Mahrem-i esrârım -sırlarımı paylaştığım- olan kimesnelerden -kimselerden- işittim ki vergi vâridâtı -vergi gelirleri- azalmıştır. Bu hâl devam eder ve hazinemde açık olursa mühr-i hümâyûnumu alırım.

Diye bağırdı.

 Bu sözler, Paşa’nın gücüne gitmişti. Hiç çekinmeden ve her şeyi göze alarak:

“-Hünkârım! Dürüst adamların işten el çekmesiyle devlet, işte bu hâle geldi. Benden evvelki vezirler pâdişahları memnun etmek için milleti haksızlıklarla ezip, harâb ettiler. Fakat ben kulun, Sultânıma sadâkatle hizmet ederken reayaya -vergi mükelleflerine- da geniş bir nefes aldırmak isterim.

Kulunuzun sadrâzam olduğun duyan Rumeli’nin ve Anadolu’nun haksızlık görmüş; ayağı çarıklı fakirleri İstanbul’a doldular, hak ve adâlet isterler. Bu hâlin ıslâhı için beni vezir edinen sizsiniz. İstemezseniz mühr-i hümâyûnunuzu geri alırsız ve mahrem-i esrarlarınızdan birini vezir edinirsiz.’’

Demiştir.

Son asırda, devlette görev almış ve kellesinden korkmayıp üst kademedeki zevâta doğru olanı söyleyebilen kaç kişi bulabiliriz? Kaldı ki gidecek olan “kellesi” değil, oturduğu koltuktur. Buna rağmen pısırık ve pek çok şahsiyetsizle kıyaslanınca, dünkü Nûman Paşaları mumla arıyoruz. Allah rahmet eylesin.