Saadetin Sırrı – Kenan Rifâî

0
126

– “Bugün mektepte, çocuklara bâzı şeyler yazdırdım. Aynı sözleri size de tekrar edeyim: Sizin olmayan hâriçteki güzellikler ile öğünmeyiniz. Benim bir atım var, bu atım güzeldir. Fakat benim, atım güzeldir, diye gururlanmaya, hiç hakkım yoktur. Çünkü bu güzellik bana değil, ata aittir.

Öyle ise sana âit olan nedir? Yalnız ve yalnız aklın değil mi? Eğer bu aklınla eşyayı ve her şeyi olduğu gibi kullanmayı bilirsen, o vakit kendini takdir edebilirsin.

Meselâ bir kimse, arkadaşlarına özenip rakı içmeye heveslense, evvelâ akliyle, rakının sonunda vereceği maskaralıkları ve içkiye müptelâ olanların vücutlarının nasıl harap olduğunu ve helake sürüklendiklerini, bu uğurda mallarını servetlerini yok edip ailelerini sefalete mahkûm ettiklerini, keza, kumarın sabahlara kadar nasıl insanı uykusuz bırakıp heyecan ve üzüntülerle vücûdunu ve kesesini harap ettiğini ve meselâ bir kötü arkadaşın sohbetinde bulunmanın da bir geçici illet gibi kendine bulaşacağını düşünür de aklını bu kötü işleri yapmamak hususunda kullanabilirse, o vakit kendini alkışlamalıdır.

Evet, benim güzel bir otomobilim, şâhâne bir apartmanım yahut güzel bir vücûdum var diye gururlanmak elbet akıl kân değildir. Çünkü bunlar senin değildir. Dediğimiz gibi, senin olan ancak aklındır.”

– “Size saadetin sırrını söyleyeyim mi? Herkes saadet peşinde koşar. Onun için siz de bu sırrı bilmek istersiniz. Bakınız ne basit: Her şeyin kendi arzunuz veçhile olmasını istemeyin. Olan şeyleri hoşlukla kabul edin! Kendinizi her zaman hâdiseleri geldikleri gibi kabul etmeye hazırlayın, istediğiniz gibi olmasına değil. İşte saadetin sırrı budur, yâni: Hayır olandadır.(1)

Demirden bir leblebi ki yutmak herkesin kârı değildir.”
1- El-hayrü fi mâ vaka’a (Hadîs-i şerif).
Sohbetler, Kenan Rifâî