Sefer-28

0
13

Şu sözler, Abdülkadir Geylânî Hazretleri’nin (Mektûbât-ı Geylânî) isimli eserinden(s.24) alındı:

(…Hakk’a vâsıl olmak isteyen herkes, bahsi geçen dalgalı ve engin denizleri aşmak zorundadır. Onları aşıp, Hakk’a varmak için, bu yolda insana tek şey lâzımdır; Aşk!

Bu olduktan sonra, korkma… Her denizi, deryâyı aşarsın; ummanlar, önünde bir hendek kadar ufalır, dağlar ve ovalar sana bir adımlık yol olur.

Her yolcuyu, bu yolda, aşk yürütür. Aşk, bu yolda Hak erlerine bir ateştir. Bu ateş, onların içini her dem yakar, kavurur.

…Onlara aşk şarâbı getiren kadehin adı, ’’kurbiyet’’tir, ’’visâl câmı’’dır; yakınlık câmı ve kavuşma kadehi!

Ne güzel ve ne ulvî şey.

O anda onları, hûri misâli sâkîler dolanır, Allah aşkıyla içi yananın özüne bir şeyler boşaltır yâni Aşk Şarâbı.

Onlar, verene hiç bakmaz; içer, içer hiç kanmazlar.

Nasıl kansınlar, çünkü:

“Onlara Rab’ları pâk şarâbı içirdi…”(Kur’ân-ı Kerîm:76/21)

O ne şarabdır; içilirken visâl olursa ve sâkîsi Allah olursa! O’nun şânı çoktan çok yücedir.

Artık onlar, ereceklerine ermişler; bulacaklarını da bulmuşlardır. Bilmem daha ne bulmaları istenir? O’nu bulmayan niçin durur ki? O’nu bulan da neden mahrûm kalır ki?

Son yolculuk durağı orasıdır; oraya ulaştıktan sonra, sonsuz ve ebedî mülkü ve devleti bulurlar.

İşte onların erdiği âlemi anlatan Âyet-i Kerîme:

“Baksan… Sonra dönüp yine baksan, ne görebilirsin ki? Nîmet ve büyük bir saltanattan başka…”(76/20)

Varlığı yitirmek ne güzeldir. Çünkü bu yolda yitirilen varlığın karşılığı, Hakk’ın visâlidir. Cenâb-ı Hakk cümlemize bu varlıktan soyunmayı ve vuslatı nasîb eylesin…Âmin!)