Sohbetler-Ken’an Rifâî-26

0
196

Dâima iyi kimseler ile düşüp kalkmanın faydalarından bahsolunuyordu:

-“Sohbet müessirdir, sohbet ve ülfet, insan oğlunun iç bünyesine, karakter yapısına siner, tesir eyler; debbağhâneye gittiğin vakit üstüne pis koku, gülhâneye gittiğin vakit ise gül kokusu sindiği gibi…

Dünya ehlinin dedikodudan ibâret meclislerinde bulunmak yâhut mânevi ve rûhânî meclislerin yükseltici, olgunlaştırıcı havası içinde sohbet eylemek de insanın üzerinde aynı müsbet ve menfî tesîri yapar.” (Ken’an Rifâî-Sohbetler, 68)

Mesnevî-i Şeriften şu parça okundu: Altın veya demir, ateşe girip kızşalar, hal diliyle:

Ben oyum, yâni ateşim! derler.

-“Evet, bir demiri ateşin içine sokup kızdırdığın vakit onun ateş olduğundan şüphen varsa, koy elini üstüne, bak ateş midir, yoksa demir mi? Kezâlik, Allah’la bakî olmak mertebesindeki kimselerden de (Enel-hak) gibi sözler sudur ettiği vakit o sözü söyleyen kendileri değil,
Hak’tır.

Bu sözleri söyleyenin kendileri olmadığını ve onlarda Hakk’ın istilâsını görmek istiyorsan ateşten kızarmış demire bak ki, onda da mevhum bir vücut yâni demirlik olduğu halde, yakmakta, ateşten hiç farkı var mıdır?

Onun kendisi, ben ateşim, demiyor, ateş kendini o vücuttan ilân ediyor.

Birgün Bâyezid: Leyse fî cübbetî sivallah, yâni bu cübbemin altında Allah’tan gayrı kimse yok! dedi. Fakat bu söze itiraz edenler olunca,

Bâyezid: Hatâ etmişim, bir daha benden böyle bir kelâm zuhur edecek
olursa, beni vurun! dedi.

Bir müddet sonra yine bir mestlik âleminde:

Cübbemin altında… deyince, ham kimseler, kılıçları çektiler; fakat Bâyezid’i neresinden vurmak istedilerse oralarından yaralandılar.

Ama ehlullâhı vurmak yalnız kılıçla olmaz. Onların ahvâline itiraz etmek de kılıç çekmek demektir ve o kimseler bu itirazları kılıcı ile mutlaka kendi kendilerini yaralarlar. Bu kılıcı, kimi îmânına kimi cismine yer.

Yalnız cismine yemekle kalsa, bu da bir nimettir.

Hazret-i Mevlânâ: Ben kendi Mûsâ-i hakîkîmin elinde bir asayım. Ben meydandayım, Mûsâm gizlidir. Kim ki o asaya ihanet ederse onadır, kim ki riâyet ederse, yine onadır, buyurur.

Burada Musa’dan murat, Cenâb-ı Hak; asadan murat kâmil insanin vücûdudur. Ona dokunanın vay hâline!”