Sohbetler-Ken’an Rifâî-93

0
25

Semîha Hanım:

-Geçen gün İsmet Hanımefendi’nin kızı Aliye Hanım’la konuşuyordum.

Bana dedi ki: Elbette fâni şeyleri sevmekten Allah’ı sevmek daha güzel. Fakat Allah’a olan aşkı nasıl ne ile tahakkuk ettirmeli, yâni Allah’la nasıl râbıta tesis etmeli?

Aliye Hanım bu düşüncesinde haklı idi. Zâhirlerin hâli de bu üzden müşkük olmuyor mu? Çünkü görmüyorlar, bilmiyorlar.

-“İşte onun için, Allâh’a olan îmânını bir kâmilin vücudunda izhar eden Hakk’a nasıl şükretmeli? O uluya yalnız muztarip olduğun vakitte bir derdini, bir müşkülünü söyleyebilmen, onunla halleşebilmen bile ne büyük nîmet!”


Kendisine bir çok iyilikler ve yardımlar yapılan bir kimseden bahsedilirken, içimizden biri:

-Bidâyetten beri ona ne kadar emekler sarfedildi. Ne hizmetler edildi. Hep hüsnüniyetle yapılan bu hareketlerin zerrece kıymetini bilmedi.

Fakat şu var ki, onun bilip bilmemesi, yapılan bu iyilikler üzerine tesir etmiyor, yine güyâ takdir ediyormuş gibi devam ediliyor.

-“Biz, bize düşeni yapıyoruz. Onun kendisine düşeni yapıp yapmaması bize âit değil ki…”