Kalem güzelleri, birer
“Kelâm güzeli”dirler;
İyi bir çiftçi gibi
Hangi toprağa
Hangi tohumu ekeceklerini
İyi bilirler.
*

Nokta,
Bu tohumlardan biriydi;
Ezelden nasipliydi
Hayy’di,
Dâima dirilerden
biriydi.
Usta, onun yazısını
Okuyabilen “Diri”ydi
Nokta’yı göze kestirdi;
Hep böylesini özlemişti.
Ocağı uyandırıp
Ateşi közlemişti.
Nokta,
Bir zavallı virgül bile değildi;
“Gassal elinde meyyit gibi”
Ustasının önünde
Öylece duruyordu,
Tevâzu gergefini
Habire örüyordu.
“Kalem güzeli Usta”
Harlanan ateşteki
Nokta’yı alıp ele
Ciğer kanına batırdı,
Gönül örsüne yatırdı;
Vurdukça vurdu
Çok sonra durdu,
Büyümekte olduğunu
Nokta’ya
Hâl diliyle
Duyurdu.
Noktacık büyüyordu;
Günler geceler boyu
Yanıp yakılıyordu,
Aşk yiyip
Aşk içiyordu.
Nokta’lıktan çıkınca,
Dediler:”Artık yeter;
Çekmeyesin hiç keder!
Uzayıp, olgunlaşıp
Dosdoğru
Elif oldun,
İsmiyle müsemmâ
Tastamam
Bize lâyık,
Kıldan ince mi ince
Kılıçdan da keskince
Ulu bir harf oldun!”
“Zaman zamân içindeydi”,
Elif zamân içinde…
Kelâm güzeli usta
Düşünüp bu hususta,
Onu hep izlemiş;
Süsleyip, beslemişti.
Ve derken
Elif’i,
Kendini kesen
Bir kılıç yapmak istedi.
Onu kavrayıp
Muhabbet kıskacıyla,
Yıkadılar Gül suyuyla.
Ateşlerde tavladılar,
Dövüp, tartakladılar
Gülyağına buladılar
Yağmurtaşına daldırdılar,
Özsuyuna kandırdılar
“Vav” diyerek kıvırdılar.
Elif,
Böylece “Vav” olmuştu…
Büyük Usta eliyle
Çakmaktı,
Kav olmuştu;
Avlanan avcı iken
Avcıya av olmuştu.
Kısacası Nay olmuştu,
Bükülüp, yay olmuştu.
Elifi Vav yapan el,
Bir küçücük göz bıraktı.
Belli ki kendisinden
Ona bir öz bıraktı;
Yağmurtaşı o küçücük
Gözden aktı,
Özden aktı;
Çevresine
Rahmet yüklü harflerden
Koskoca bir
Sel bıraktı.
Elif artık,
Gözyaşından
Bir ırmaktı.

*
Sıra geldi
Onu da
Âşıklar defterine
Kaydetmeye…
Kaydı yapılacaktı,
Sordular:
“Ne diyelim nâmına?”
Ustasının şânına
Yakışanı yaptı Vav;
En yüce nişân olan
“Kul” adını kaptı Vav!
Cevâbı
Hayra yorup
Adına “Hiç” dediler,
Diriler defterine
İsmini
Eklediler.