Bir Mektup

0
16

“Hamdolsun Allah’a, bizden hüzünleri giderdi.

Gerçekten Rabbimiz suçları örter, lütuflarda bulunur. Allah, Yüce Kitabı’nda dedi ki: “(Size bir zarar dokunduysa, o kavme de size dokunan zarar gibi bir zarar dokundu.)

Bu çeşit güller halkın arasından sırasiyle, növbette döner durur.

Esenlik olsun O’na, Peygamberimiz de dedi ki: (Hastalık, mü’mine de, isâbet eder. Ama mi’min elem duymaz; ağrı, sızı duymaz.

Bir de bu hastalık, onun günahlarına kefâret olur. Yara, bere bile böyledir.)

Eflâtun-ı ilâhî de dedi ki: (Yaranın evveli cerahattir, sonu esenliktir.)

Bu fakîr kul, aşağılık bende de der ki: Yara, bedenden bir penceredir. Âdetâ ufunetler-pislikler oradan çıkar. Bu yüzden, çıkış yeri “Fürce”tarzında yazılır.

Yâ Rabbi! Sen, yarayı kötülüklerin çıktığı yer yap ve sonunda bize böyle bir istirahat ver, günahlarımıza onu kefâret say, sıkıntılarımızı onunla aç, ey kalplerimizin tabîbi olan Allah!”


“Bu mektup Hakîm Şah Mehmed’e âittir ve Yavuz Sultan Selîm’e yazılmıştır.

Zîrâ Hakîm Şah Mehmed, Yavuz’un hastalığını, yâni tıp dilinde “Antrax” olarak bilinen “Şîr-i pençe”yi tedâvî ediyordu.

Hastalığın şifâ bulmaya yüz tuttuğunu sanarak, mezkûr mektubu kaleme almıştı.

Şu beyitler O’na âittir:

“Ene men ehvâ ve men ehvâ ene nahvü rûhâniyyûn halelnâ bedene”

Yâni, “Ben kime âşıkım, bana âşık olan kim? Biz iki ruhuz ki, bir bedene girmişiz!”

“Men kiyem leylî vü leylî kist men
Mâ dü rûhîm âmede der yek beden”

Yâni; “Ben kimim, Leylâ kim?

Biz, iki ruhuz ki, bir bedene girmişiz!”