”Çık Dışarı!”

0
81

1897 yılı Nisan ayında başlayan Yunan Harbi üzerine, başta Gazi Osman Paşa olmak üzere pek çok paşanın bulunduğu askerî bir komisyon, Yıldız’daki Çit Köşkü’nde toplantı hâlindeydi.

Pâdişah İkinci Abdülhamid, Mâbeyinci -mâbeyinci, pâdişahın irâdesini gerekli yerlere götürüp bildiren; pâdişahın özel kalem müdürü diyebileceğimiz kişi- Arap İzzet Paşa vâsıtasıyla komisyona irâde ve bilgi tebliğ ediyor, komisyondan da bilgi alıyordu. İzzet Paşa asker değildi fakat lüzumsuz yere toplantıda kalıyor, saatlerce komisyondaki konuşmaları dinliyordu.

Bir gün gene toplantı hâlindeyken İzzet Paşa geldi, Pâdişahın düşüncelerini bildirdi ve gene odada kaldı. Gâzi Osman Paşa sinirlenmişti, ayağa kalkarak:

“-Sen kimsin?”

Diye sordu. Arap İzzet Paşa, “Pâdişahın irâdesini getirip tebliğ eden bir mâbeyinci” olduğunu söyleyince, Osman Paşa noktayı koydu:

“-Mâbeyinci, askerlere irâde tebliğ etmez! Hünkârın kurmayları vardır; irâde varsa, onların vâsıtasıyla tebliğ olunsun. Çık dışarı!”

Diye bağırdı ve İzzet Paşa’yı odadan kovdu.


Ehil Olmak

Kanunî Sultan Süleyman zamânında ülkemize gelen Nemse Elçisi Busbecq, hâtıralarında Osmanlı İmparatorluğu’nun durumunu anlatırken, sözü memur tayinlerine getirerek şöyle der:

“Hiç kimse, filâncanın soyundan gelmiş olmakla diğerinden daha yüksek bir mevkîye çıkamaz. Sultan, herkesin vazife ve mes’ûliyetini belirlerken, ne zenginliğe önem verir ne de boş ricâlara kulak asar. Yalnız ehil olmasına ve o vazifeye lâyık olup olmadığına bakar. Yaratılıştan gelen kaabiliyeti var mı yok mu, buna dikkat eder.”

Busbecq’in tespitleri, 16’ncı yüzyıl döneminin şartlarını anlatıyor. Daha sonraki ve hele şimdiki durum, bizler için elbette üzücüdür.