Derviş ve Edep-1

0
18

“Bir derviş sünnet-i seniyeye uyduğu müddetçe doğru yol üzeredir.

Sünnet-i seniyeden, karınca başı kadar uzaklaşırsa yolunu şaşırır. Dervişlere “Tâife-yi Sofiyye” denilmiştir. Bunlara bu ismin veriliş sebebinde ihtilâf edilmiştir.

Bunun sebebi gerçekten gariptir. Bu yüzden, dervişlerin çoğu, bunu bilmezler. Mudir Kabîlesi’nden bir takım insanlara “Benus-sûffe” Suffe’nin oğulları” denilir.

Suffe; Gavs b. Mudr b. Ad b. Taha Errabît adında bir adamdır.

Bu adamın anasının çocukları yaşamazdı.

Bu kadın, eğer bir çocuğu olursa, başına yüz bağlayıp, Kâbe’ye rabtedeceğini adamıştı. İşte bunun çocuklarına “Benu-s sûffe” denildi. Bunlar, Hacılara klavuzluk ederlerdi.

İslam dini zuhur edince Müslüman oldular ve eski görevlerine devâm ettiler.

Bunlar, ibâdetle meşgul olduklarından, kendilerine uyanlara Sufiyye Tâifesi denildi.

Sonra, ibâdetle meşgul olan her yün giyen kişiye “Sûfî” denilir oldu.

Bu Sûfî oğullarından bâzı hâdisler de nakledilmiştir. Ne var ki Dervişler, Sûfilere bu ismin verilmesinde çeşitli sebepler anlatırlar.

Kimisine göre bu (Safâ) kalbin temizliğinden gelmelidir. Kimisi de “musaffât” kökünden gelmedir, der. Daha başka sebepler de anlatırlar. Hülâsâ, mânâ bakımından hepsi de doğru olabilir.

Çünkü dervişler “musâfât”ı da, “safâyı” da iltizâm etmişlerdir.

Bunlar, zâhirî edepten ayrılmayıp; “zâhiri edep ve terbiye, bâtınî edebe delâlet eder” demişlerdir. Zâhirî edeb, iç terbiyenin dıştaki görüntüsüdür.

“Dış terbiyeden yoksun olanın iç edeb ve irfanından emin olunamaz” demişlerdir.”

Gerçek edeb; söz, davranış, hâl ve keyfiyette Resûlllah Sallâllâhu Aleyhi ve selleme uymakla gerçekleşir. Sûfî’nin edebi, makamına delalet eder.

Onun için, söz ve fiillerini, davranış ve ahlakını Şeriat’ın ölçüsü ile tartmak gerekir. Ancak o sâyede, derviş mîzânının ağırlığı, ya da hafifliği bilinir.

Ahmed’er-Rifâî Hz.