Derebeylik döneminde sinirli ve zorba bir bey; astığı astık, kestiği kestik ve hani “burnundan kıl aldırmıyor” dedikleri cinsten böyle bir Derebeyi’nin konağına elindeki bohçayla gelen dervişin biri, Ağa’ya:

“–Beyi görmek istiyorum”, der.

“–Kâbe’den gelen bir kefenlik bezi hediye etmek üzere geldiğini” söyleyince, tuhaf ve Beyi kızdıracak bir durumun ortaya çıkmasını istemeyen ağa, dervişi savuşturmak ister:
“—Beyi rahatsız etmeyelim, hele böyle ölüme dâir bir hediye için hiç olmaz” derken, sesler yükselir ve tartışma büyür.

Gürültüyü odasından işiten Derebeyi öfkeyle seslenir:

“—Bre nedir o gürültü… Ne oluyor orada?”

Konağın ağası cevap verir:

“—Hiç efendim, önemli değil! Dervişin biri size hediyelik kefen getirmiş, mesele budur!”

“—………..”

“—Demem o ki ölür müsün, öldürür müsün?”

İşte, günlük hayatta çok kullandığımız bu tâbir böylece Türkçemize girivermiş.