Osmanlı Saray Hazînesi-2

0
15

Enderun Hazînesi’nin dış kapısına basılan mühür, Hazîne Kethüdâsı’nda dururdu.

Bu, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden dönüşte kullandığı mühürdü. Yavuz, kırmızı akik taşından olan bu mühürle hazineyi mühürlemiş ve buna riâyet edilmesini emretmişti. Yavuz:

“-Benim altınla doldurduğum hazîneyi, bundan sonra gelenlerden kim mangırla doldurursa, hazîne, onun mührüyle mühürlensin ve illâ benim mührümle mühürlenmekte devam olunsun!”

Demiş olduğundan, hiçbir hükümdar bu usûle dokunmamış ve hazîne son zamanlara kadar bu sûretle mühürlenmiştir.

Kubbeli dört salondan mürekkep olan hazînenin açılması muayyen merâsime/belirli bir törene tâbî idi. Hazîne Kethüdâsı anahtarı getirir, sonra mühür muâyene olunup/kontrol edilip kilit açılır, içeriye en az otuz kişi birden girerdi.

Yeni pâdişah olanlar, ekseriya/çoğunlukla hazîneyi görmek istediklerinden, o zaman muhtelif sandıklarda saklanan kıymetli eşyâ vesâire yerlerinden çıkarılıp bir sergi tertîb olunarak/sergi düzenlenerek hükümdara seyrettirilirdi.

Bâzı yabancı kaynaklar, ölen pâdişahların hazînelerine mukaddes bir gözle bakıldığını…

Yaşadığı zaman toplamış bulunduğu para ve satın aldığı mücevherlerin, Kızlarağası tarafından Dîvân-ı Hümâyun erkânı/ileri gelenleri huzûrunda bir deftere yazılarak, bunların bu defterle birlikte demir bir sandığa konup mühürlendikten sonra, kendisinden evvel ölen hükümdârın aynı şekilde bıraktığı sandığın yanına konduğunu…

Ve her sandığa bir gümüş levha asılarak, üzerine, âit olduğu hükümdarın ismiyle sandık muhteviyatının yazıldığını ve bunlara kesinlikle el sürülmediğini kaydederlerse de yerli kaynaklarımızda bunu te’yid eden bir kayıt mevcut değildir.

Îcâbında/gerektiğinde, devlet ve sefer masraflarının artışı karşısında İç Hazîne’de mevcut olan para ve hattâ altın ve gümüş evâni/kapkacak bile, Mâliye Hazînesine verildiği mâlûm olduğuna/herkesçe bilindiğine göre, bu rivâyetin doğru olmadığı tabiîdir.

Filhakîka/gerçekten, devlet hazinesinde darlık oldukça/paraya sıkışıldığı zaman, İç Hazîne’den borç olarak para verilir, sonra devlet hazînesi sıkıntıyı atlatınca, bu para yerine konurdu.

Bu, en ziyâde/en çok, sefer/savaş masrafları, asker maaşı ve cülûs bahşişi/Osmanlı pâdişahlarının tahta çıktıkları zaman dağıttıkları bahşiş için başvurulan bir tedbirdi.

Devlet Hazînesi nâmına/adına ekseriya Sadrâzam kefil olur ve bâzen de şahsî malını mülkünü resmen karşılık gösterirdi. Lâkin, harpler dolayısıyla bir çok kereler alınan paranın yerine konamadığı hattâ üstelik hazinede mevcut altın ve gümüş evâninin darphaneye gönderilip para kestirildiği/bastırıldığı de olurdu.

Lâkin, harpler dolayısıyla bir çok kereler alınan paranın yerine konamadığı hattâ üstelik hazinede mevcut altın ve gümüş evâninin darphaneye gönderilip para kestirildiği/bastırıldığı de olurdu.

Hazînede para ve kıymetli eşyâdan maâdâ/ayrıca, bunların dışında bâzı kudsî/kutsal emânetler de saklanırdı.

Hazret-i Yûsuf’un olduğu söylenen sarıkla İmâm-ı Âzam’ın sarığı, İbrâhim Ethem’in tâcı, diğer bâzı evliyâların taç ve hırkaları burada bulunurdu. Sultan İbrâhim tahta oturduğu zaman teberrüken/uğur sayarak Hazret-i Yûsuf’un sarığını başına koyup:

“-Yâ Rabbî, sana çok şükür ki bencileyin zayıf kuluna bu makâmı lâyık gördün!”

Diye duâ etmişti.