Piliç ve İnsan

0
17

Bir zamanlar -1970’li yılların ortalarında-

Türkiye’de “Tavukçuluk Kongresi” adı altında bir toplantı yapılmıştı. Her ne kadar bu toplantıda tavuklar ve tavukçulukla ilgili mes’elelerin ele alınmış olması gerekirse de kongreden sonra “Marksist entellerden biri”, şu sloganı ortaya attı:

“Yüz piliç yetiştirmeyince çocuk doğurmayınız!”

Bu slogan, Türk’ün başına en az iki buçuk asırdan beri en büyük belâ kesilen çeyrek aydın kadrosunun bilgisizliğine âit sıradan bir belgedir.

Ve içimizde barınan “sömürge aydınlarının” pek düşkün olduğu her slogan ve “güdük fikir” kırıntısı gibi, bu da Batı kaynaklıdır.

Tabiatıyla Türk milletine düşmanlık gibi bir gâyeye hizmette kullanılarak kamuoyunu meşgul etmiştir.

Bu tartışmaya taraf olanlardan bir kısmı şöyle düşünmekteydi:

İnsanların sayısını dünyâdaki piliç adedi ile ölçecek derecede ilimden, gerçeklerden ve millî gururdan uzaklaşan kimseler, bundan 175 yıl önce, Thomas Robert Malthus isimli İngiliz papaz ve ekonomistinin koyduğu “Bir başak daha üretemeyince bir çocuk sâhibi daha olmayınız” sözüne bel bağlamaktadırlar.

Bunlar, en az iki yüz elli yıldan beri Türk milletinin başına onulmaz dertler açan; özünden habersiz mâceraperest, “aydın geçinen” zavallılardır ve şimdi de Türk kadınının “analık hakkı”na el uzatmışlardır.

Nitekim, Malthus’un yukarıdaki sözü söylemesinden bu yana,

belki de en garip, “en saçma” uygulamalardan birisi daha cereyan ederken târih 1975 yılının Ekim ayı idi ve İstanbul sinemalarından birinde oynatılan filmde, seyircilere bedâva “doğum kontrolü hapları” dağıtılıyordu.

 “Müstehcen değildir” müsaadesiyle rahat rahat haftalarca oynatılan bu film, Türk anasının doğuştan hakkı olan çocuk doğurma hürriyetine vurulan pranganın, gaspın, yüz kızartıcı bir belgesiydi.

Baştan sona kadar seks sahnelerinin… en hayâsız münâsebetlerin yer aldığı filmin, hiç şüphesiz binlerce örneğinden söz edilebilir.

Ancak aynı filmin gösterilmesi sırasında seyirciye bedâva dağıtılan “doğum önleyici hapları” kim, nasıl açıklayabilir?

Türkiye’de doğum kontrolüne karşı çıkanlara göre, Türk’ün bütün yıkıntıları, bütün bozgunları dâima “ahlâk buhrânı”ndan doğmuş ve hâlen de öyledir.

Millî romantizminden kopan insanların, dört koldan kendisini saran dejenerasyona göğüs germesini beklemek abestir.

Türk’ün başına gelen de işte budur.

Adı geçen müstehcen filmde, doğumu önleyici haplar nasıl açık açık dağıtılabilir diye sormayınız. Zîra bu iş, devletçe teşvik görmekte; ortada bir “Nüfus Plânlaması Kanunu” bulunmaktadır.