“İkiyüzlü, dünyâ adamı olur; iki dilli, ateşe yakışır.”

—Hadis–

(…Kuşlar, yoldan korkunca hepsi bir araya geldiler; Hüthüd’ün huzûruna varıp, kendilerini kaybetmiş bir halde, dediler ki:

–“Ey yol bilen! Pâdişah huzûruna edepsizce varılmaz. Sen, bir zamanlar Süleyman’ın huzûruna vardın, pâdişah sofrasında bulundun. Huzurun edep ve âdetlerini, korkulacak şeyleri ve tehlikeli davranışları iyi bilirsin. Reyimiz şu; mâdem ki sen bize başbuğ oldun, bizim idâremizi eline aldın… Şuracıkta minbere çık, kavminin yol azığını düz! Pâdişahlar huzûrunda uyulması gereken edep ve erkânı bize anlat! Çünkü bu yolculuk, bilgisizlikle olmayacak. İçimizde şüphe varken nurlanmıyor, ışıklanmıyor. Gönlümüz rahatlayınca yola düzülür; gönülsüz bedensiz o kapıya baş koruz.”)(Mantîk’el Tayr’dan)

*

Biz insanlar, henüz bedene bürünüp bu dünyâya gelmeden önce, hür ve serâzad şekilde uçuşan kuşlar gibiydik. Fakat bu âlemin bağlarıyla bağlanınca uçamaz olduk. Uçsuz bucaksız mâneviyat semâsında yeniden uçmayı öğrenmek, o bağlardan kurtulmakla mümkün. Bu ise, ancak olgun bir rehberin nezâretinde yapılacak “sefer”le gerçekleşecektir.

Zâtın biri şöyle diyor:

“Öyle biriyle arkadaş ol ki; sana ya dünyâ ya da âhiret açısından faydası dokunsun. Bunun dışındakilerle meşgûl olmak, büyük bir ahmaklıktır.”