Ümmi Sinan

0
541

Geçmişte ruh ve gönül dünyamızı zenginleştiren en önemli tasavvuf kurumlarından birisi Halvetîllik’tir.

Azerbaycan menşeli olan bu yol, Anadolu ve Balkanlarda en çok yayılmış tarikatlerden biridir. Bir ucuyla da Mısır’a gitmiştir. Halvetilik’in dört büyük kolu ve bunlardan doğmuş onlarca şubesi vardır. Bu sayı çokluğunun bir sebebi de, hemen her Halvetî büyüğünün yolunun, kendisinden sonra onun adıyla anılır olmasıdır.

Bu kolların ana yapısı Halvetillik olup, uygulamayla ilgili ayrıntılarda bâzan küçük değişiklik veya ilâveler görülebilir. Işte Halvetî şûbelerinden birisi de Ahmediye kolunun Sinaniye şûbesidir. Kurucusu Ümmî Sinan’dır.

Ümmı Sinan Bursa’lıdır. 16. yüzyılda yaşamıştır. Çok defa, 17. yüz yılda yaşamış olan aynı isimdeki Elmalılı Ümmî Sinan’la karıştırılır.

Ne yazık ki hayâtı hakkında fazla bilgiye sâhip değiliz. “Ümmî” lâkabını alması, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bu ünvanla anılması sebebiyledir.

Bilindiği gibi “ümmî” kelimesinin sözlük anlamı, anasından doğduğu gibi kalmış, okuma yazma öğrenmemiş kimse demektir. Bu bir eksiklik gibi görünürse de, bir başka yönden bir meziyet sayılır.

Yani sâhip olduğu ilim ve irfânı tahsil yoluyla değil de, özel bir yolla, Allah’ın bağışı olarak kazanmış olma düşüncesi söz konusudur.

Meselâ Yûnus Emre de iyi bir tahsil görmüş olmasına rağmen, ümmılikle iftihar eder:

“OL dost bana ümmî demiş hem adımı Yunus komuş
Dilim şeker gövdem kamış söyleyen nemdir benim.”

İşte Ümmî Sinan da böyle düşünenlerdendir. Tahsilini istanbul’da tamamlamış, fakat gördüğü bir rüya üzerine ilim hayatını terk ederek tasavvufa yönelmiş ve “ümmî” mahlâsını almıştır. Şeyh İzzeddin Karamanî’ye intisâb ederek, bu defâ mânevî eğitim demek olan sülûkünü tamamlamıştır.

Burada bir hatırlatmada bulunmak isterim: Şimdiye kadar söz konusu ettiğimiz kişilerin hepsinin ciddî bir eğitim-öğretimden geçtikleri görülüyor. Bu, onlarda elbette bir bilgi ve kültür birikimi sağlayacaktır.

Medresede edinilen maddî öğrenim ile tekkede elde edilen mânevî eğitimin birleşmesiyledir ki, daha verimli sonuçlar alınmaktadır.

Yoksa dünyâyı terk etmek demek, o yolla öğretilen bilgilerden tamamen uzaklaşmak demek değildir.


Ummî Sinan, İzzeddin Karamanî yanında manevi-eğitimini tamamlayıp icazet aldıktan sonra, bir süre Manisa ve Uşak dolaylarında faaliyette bulundu. Daha sonra İstanbul’a döndü. Topkapı civarında, Kanuni Süleyman’ın kendisi için yaptırdığı dergahta on beş yıldan fazla hizmet verdi.

568’de vefat etti. Eyüp’te defnedildi. Seyyid Nizamoğlu Seyfullah onun öğrencilerindendir ve halifesidir. Ümmi Sinan’ın sanki bugün yazılmış gibi sade ve taze şiirleri vardır. Tasavvuf gerçeklerini, bunları elde etmenin yollarını anlattığı şu şiiri ne kadar vecizdir.

Bu yolda en başta samimı bir teslımiyet gerektiğini, ama aynı zamanda, testi nasıl kendiliğinden dolmazsa, kişide de ciddi bir talep, çalışma ve gayret olması gerektiğini belirtir.

Sözü Ümmi Sinan’a bırakalım:

Erenlerin sohbeti
Ele giresi değil
İkrar ile gelenler
Mahrum kalası değil.

İkrar gerek bir ere
Göz açıp Dîdar göre.
Sarraf gerek gevhere
Nadan bilesi değil.

Bir pınarın başına
Bir testiyi koysalar
Kırk yıl anda durursa
Kendi dolası değil.

Ümmî Sinan yol ayan
Oluptur belli beyan
Dervişlik yolu heman
Tâc ü hırkası değil

Gönül adamlarımız tabiata aşıktırlar.

Çünkü onlara göre bütün tabiat Hakk’ın tecellisidir. Hele çiçekler!.. Sünbüller, güller onların dilinde bir başka güzellik ve anlam yansıtırlar. Ümmi Sinan’ın aşağıda sunacağımız “gül”lü şiiri, herhalde benzerleri arasında birinci sırada yer alır.

Onu bir de Ahmet Hatiboğlu’nun bestesiyle ve kendi sesinden ilâhi olarak dinlersek, nûrun âlâ nûr olur.

İşte şiirimiz:

Seyrimde bir şehre vardım
Gördüm sarayı güldür gül
Sultânımın tacı tahtı
Bağı duvarı güldür gül.

Gül alırlar gül satarlar
Gülden terâzi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazarı güldür gül.

Toprağı güldür taşı gül
Kurusu güldür yaşı gül
Has bahçesinin içinde
Serv ü çınarı güldür gül.

Gülden değirmen döner
Onun ile gül öğünür
Akar suyu döner çarkı
Bendi pınarı güldür gül.

Al gül ile kırmızı gül
Çift yetişmiş bir bahçede
Bakışırlar hâre karşı
Hârı ezhârı güldür gül.

Gülden kurulmuş bir çadır
İçinde nîmeti hazır
Kapıcısı İlyas Hızır
Nânı şarabı güldür gül.

Ümmî Sinan gel vasfeyle
Gül ile bülbül derdini
Yine garip bülbülün
Ah ü figanı güldür gül.

(*)Prof.Dr.Mehmet DEMİRCİ,Gönül Dünyâmızı Aydınlatanlar,Mavi Yayıncılık-2005 İst.