Zehirli Yağmurlar

0
161

Bir Mesnevî hikâyesi, özetle şöyledir:

Vaktiyle hükümdarın birine müneccimleri demiş ki: ‘’Efendim, filân zaman sonra zehirli bir yağmur yağacak ve o sudan içen insanlar çıldıracak.”

Bu haberi alan hükümdar, vezirlerini toplayıp, “Tedbir ne ola?” diye sorduğunda, orada bulunanlar şu fikirde karar kılmışlar: “Sarayın bütün sarnıçlarını şimdiden temiz su ile tamamen doldurmalı!”

Ve öyle de yapıp, zehirli yağmurlar başlamadan, sâdece su sarnıçlarını değil, bütün kapları ağzına kadar doldurmuşlar. Nice sonra bir yağmur faslı başlamış ve müneccimlerin dediği çıkmış; kim o sulardan içtiyse aklını kaybedip, çıldırmış. Saray halkı ise, başta hükümdar olmak üzere bu tehlikeden uzak yaşamaya devam etmişler.

Bir müddet durumlarına şükreden hükümdar ve çevresi, kısa süre sonra hayattan sıkılmaya, hattâ sıkılmak şöyle dursun, neredeyse yaşadıklarına pişman bir hâle gelmişler. Çünkü halk arasında akıl hastası çoğaldıkça, ülkeyi idâre etmek de tamâman zorlaşmış. Zîra çeşitli sebeplerle saraya başvuran her şahıs, akıl ve mantık dışı isteklerde bulunmaya; kanun – nizam tanımazlık iyiden iyiye artmaya başlamış. Devlet işleri tıkanıp kalmış.

Hükümdar iyice bunaldığı bir gün, gene vezirlerini toplayıp, bu gidişata çâre bulmalarını istemiş. Uzayıp giden fikir alışverişleri sonunda, gelinen noktayı Başvezir şöyle arzetmiş:

“—Devletlû Sultânımız! Ya biz de halkın büyük kısmının içtiği yağmur sularından içeceğiz yâhut da devletin idâresinde âciz kalıp hep birlikte zâten çıldıracağız… Ferman senindir!”

*

Din, Dil, Vatan, Bayrak, Hak, Hukuk, İnsaf, Adâlet… Ve daha ne kadar mukaddesimiz varsa; bütün bu değerlerden vazgeçmeyen kimseler, ölmek pahasına olsa bile son nefesine kadar  “o zehirli suyu içmem” diyebilen kahramanlardır.

Büyük Fuzûlî, ne diyordu:

(Bir dem verelim sadâ sadâya

Gel ağlayalım bu mâcerâya.)(Kasım 1998)