Hz. Ken’an Rifâî’nin Hakk’a yürüyüşü

0
268

Zamanımızın büyük alimlerinden, mutasavvıflarından Hz. Ken’an Rifâî’nin Hakk’a yürüyüşünün yıldönümünde (1867-1950) kendilerini hayırla ve rahmetle yad ediyoruz.kenan_rifai_2


Çalışmak
Dinde gevşeklik ve tembellik yoktur. Resûlullah Efendimiz: “Çalışan Allah’ın sevgilisidir” buyuruyor ve yine: “İnsana kendi sa’yinden başka şey kalmaz” diyor. Sonra yine: “Her peygamberin bir sanatı vardır. Benim ise sanatım ikidir: Biri fakr öteki cehddir ve bunları seven bendendir!” buyuruyor.

Tabiî içtihat, yâni çalışmak yalnız dış mânâda alınmamalıdır. İçtihattan asıl maksat, bâtınî, derûnî, rûhî mücâhededir.
Zâhirî çalışma, zarûrî olarak nasılsa yapılır. Asıl size düşen, mânevî erzak toplamaktır.
Sohbetler, 2009,s.106.

Hak ve haksızlık
Şunu biliniz ki kimsenin hakkı kimsede kalmaz. Ve herkes ne ederse onu bulur. Yalnız kimine er, kimine geç!..
Sohbetler, 2009, s.326.

Hayattan maksat
Hayattan maksat, ezeldeki ahdini bu dünyâda yerine getirmektir. Dünyânın nîmethânesi ve hikmethânesi olduğundan bahsettiğimiz gibi, selâmet ve ganîmethânesi de demiştik. Bunların hepsi de Allah sevgisinden ibârettir. Yâni Allah’ı bulmak, görmek ve tapmaktan ibârettir. Çünkü rahat, huzur, zevk ve kalb safâsı, ancak bununla hâsıl olur.

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de: ‘Burada kör olan, beni görüp, bilip, tapmayan, yarın mahşer gününde de kör olarak haşrolacaktır’, buyuruyor. Ne yazık ki dünya ehli, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapıyorlar. Zevk, safâ ve rahatı Hak muhabbetinin hâricinde arıyor, onun için de nihâyette elleri boş kalıyor.
Sohbetler, 2009,s.461.

İnsan
İnsan demek, fikir demektir. İnsan olan, düşünecek ve dünyâya niçin geldiğini düşünerek Allâh’ını bilmiş olacaktır.

Bir kimse ilim sâhibi olur, âlim derler. Züht ve takvâda bulunur, zâhit derler. Beldeler keşfeder kâşif derler. Fen hârikaları îcat eder, mûcit derler… derler, derler. Fakat insan demezler. İnsan odur ki, irfân-ı Muhammedî’ye mazhardır.
Sohbetler, 2009, s.414.

İnsanın mânâsı
İnsan demek, göz demek, görmek demektir. İnsan vücûdu içinde, görücü, bilici ve idrâk edici olan nûra insan, geri kalan kısmına, kemik ve et denir. Binâenaleyh bir kimse gördüğü, bildiği ve sohbet ettiği ile tartılır. Ne gördü ne bildi neye muhabbet eylediyse seviyesi ve kıymeti ancak odur.

Yâni talebin ne ise sen de osun. Bir insanın kıymeti hizmetiyle mütenâsiptir. Himmeti ulvî ise kendi de ulvîdir. Himmeti süflî ise kendi de süflîdir. Çünkü her şey kendisini çekene meyleder.
Sohbetler, 2009, s.247.

İnsanlıktan maksat
İnsanlıktan maksat, her şeyi birlemektir. Meselâ, fâil ve mevcut Allah’tır, diyorsunuz. Onun için de kudret ve kuvvetin Allâh’a mahsus olduğunu herkesten iyi bilmemiz îcap eder… İşte ‘Lâ ilâhe illallâh’ın mânâsı bütün mevcûdâtın Allâh’ın emrine zebun ve mağlup olduğunu görmektir.

Bütün mevcûdat, mâhiyetlerini ancak Hakk’ın emriyle izhâr eder. İşte bu sûretle de havl ve kuvvetin yalnız Cenâb-ı Mevlâ’ya ait bulunduğu ortaya çıkıyor. Akıl sâhibi olmayan ve hayâta mâlik olduğu zannedilmeyen cansız varlıklar, bu emre itaat eder ve boyun eğerken, akıl ve hayat sâhibi olanların Hakk’ın fermânına mahkûm olması haydi haydi beklenmez mi?..


Hâsılı insanlıktan maksat, bütün mevcûdun Hak olduğunu bilmektir. Fakat bu mânânın hâsıl olması için de bir sâlikin bir çok devreler ve dereceler geçirmesi lâzım geliyor. Onun için irfan denen o tevhit anlayışı kolay elde edilmiyor ve tabiî ki herkeste de bulunmuyor.
Sohbetler, 2009,s.44.

İlim
O ilim ki insanın kendisiyle, benliğiyledir ve o kimse bu ilmi var zannetmiştir, tabiî ki o ilim cehille berâberdir. Çünkü asıl ilim, yokluk ilmi, Allah ilmidir. Zirâ bu bilgi, bilcümle ilimleri kucaklamıştır. Cehilden maksat, hiçbir şey bilmemek, okuyup yazmamak, yâni kara câhillik demek değildir. Çünkü bu zâhir bilgisizlik aslâ hoş görülmemiştir.

Sokrat: ‘Bildiğim bir şey varsa, hiçbir şey bilmediğimdir’, diyor. Fakat bu cehilden maksat, Hakk’a karşı acz ve yokluğa ermiş kimsenin cehlidir.
Sohbetler, 2009, s. 70.

İbret
Târih demek muhâkeme demek olduğu için ben de şu muhâkemeyi yapıyorum: XX. asırdan aldığımız ibret, asırların ziyâdeleşmesinin, insanların tekâmülüne yardımcı olması şöyle dursun, vahşet tarafının kuvvetlenmesine ve ziyâdeleşmesine sebep olduğudur.

İyice bildiğimiz bir şey varsa, maddî ilerlemelerin neticesi, insanları daha süratle ve kitleler hâlinde öldürecek vâsıtaları çoğaltmakta ve geliştirmektedir.
Sohbetler, 2009, s.462.

Tefekkür
Tefekkür, kendi yokluğunu ve her yerde ilâhî saltanatı görerek o azametin sonsuzluğunu ve hikmetini düşünmektir.

Tefekkür, Hakk’ın azametinden ve bunca hikmet ve ibretten ders alıp uyanarak gözünü açmak, vaktin geçtiğini, böylece de hâlinin neye varacağını düşünmektir.

Tefekkür, insanların her şeyi kendilerinin yaptığını zannederek ve kendilerine bir kuvvet ve varlık vererek, gerek bugünkü hâllerinde gerek yarınki hâllerinde ne kadar gülünç bir mevkîe düştüklerini düşünmektir.

Tefekkür, Allah’tan gayrı fâil olmadığını, buyruğun, onun buyruğu olduğunu, kudret ve kuvvetin hep onun olduğunu düşünmektir.

Hâsılı, kendisinin yok ve âciz olduğunu, ancak Allah’ın var olduğunu düşünmektir.
Sohbetler, 2009, s.398.

Yaratılıştan maksat
Şunu bilmeli ki kâinattaki bilcümle mevcûdâtın maksadı, Hakk’a erişmektir. Gāye, maksat budur.
Sohbetler, 2009,s.97.