”İkinci Ergenekon”

0
9

“Aman Allâh’ım! İnsanoğullarını bu müthiş cinâyetlerin işlenmesine, peygamberlerinle, mukaddes kitaplarınla sen mi sürüklüyorsun, sen mi özendiriyorsun? İnsan rûhundaki bu vahşet nedir?

İnsanoğlunu neden böyle yarattın Allah’ım?”

Bu kitabı, lûtfen okuyunuz!

İşte üsttekine ilâve birkaç cümle:

“Bu sürgün işi ne kadar büyütülüyor! Bu yüzden bütün Türk Milleti’nin zâlim, canavar ve vahşî olduğu ileri sürülüyor. İşte resmî belgeler gözümüzün önünde. Dört bin evli koca kasabada ne kadar bayındır ve saray gibi ev varsa hepsi Ermenilere âitti. Memleketin gerçek sâhipleri kulübe denebilecek izbelerde barınıyorlardı. Servet onlarda, para onlarda, refah onlardaydı. Memleketin en iyi tarlalarına, en kıymetli bağ ve bahçelerine onlar sâhipti. Ticâret ve san’at tamâmen onların elindeydi.

Yorucu işlerde hep Türkler çalışırdı. Ermeni zenginler Türklere ödünç para verirlerse ağır fâiz alırlardı. İpoteksiz para da vermezlerdi. Binlerce Türk, borçların altından kalkmak için diyar diyar dolaşır, ağır ve zahmetli işlere katlanırlardı. Yine de borçtan kurtulamazlar, en kıymetli tarla, bağ ve bahçelerini, canlı mallarını onlara devrederlerdi.”

Bu kitabı, okuyunuz!

“Köylerimizi dolaşınca görürüz ki,hiçbir kıymetli arâzi, hiçbir tarım Türk’e âit değildir. Bunları Ermeni vatandaşlarımız parasını vererek satın almadılar. Köylüleri borçlandırarak ve ağır fâiz altında bırakarak kullanımlarına geçirdiler.

Türkler evlerinde çavdar ekmeği ve çökelekle, yaşayacak kadar rızkla yetinirken, Ermenilerin sofralarını gümüş çatal kaşık takımları donatıyordu. Türkler, yamalı partallar içinde dolaşırken onlar Avrupa tarzında giyiniyorlar, kadınlarını ipekli kumaşlarla süslüyorlardı. Türkler evlerine serecek kıl çul dahi bulamazlarken onlar odalarını ipek halılarla, atlas perdelerle, aynalı mermer konsollarla beziyorlardı.

Memleketin bütün serveti onlarındı.”

Bu kitabı mutlaka okuyunuz!

“Özgür, serbest, rahat, varlıklı bir hayat sürerlerdi. Pazar günleri Elbiz’den Babayana, Köşk Pınar’dan Aşağı Everek’e kadar su başlarını işgal ederler, fırınlanmış kuzular, dolmalar, tatlılar yerler, hâlis üzümden çifte çekilmiş rakılarını içerlerdi. Her köşede ud, keman, tef sesleri göğe yükselir, kızlı gelinli eğlenirlerdi de onlara yan bakan bile olmazdı.

Sırmalı eğerli, altın işlemeli başlıklı, dinç ve güçlü kuvvetli atlarla çekinmeden köyleri dolaşırlar, odaların baş sedirine kurularak bal, kaymak, tavuk yerlerdi.

İçleri altın dolu halı heybelerini korkusuzca odanın bir tarafına bırakıverirlerdi. Malları, canları, ırzları tamâmen güvenlikteydi. Sınırsız bir vicdan özgürlüğüne sâhiptiler.”

1958 yılında vefât eden Kayseri’li kahraman Osman COŞKUN’un (İkinci Ergenekon/Kurtuluş Savaşı Başlarken) isimli kitabı, Gita Yayınları tarafından basılıp piyasaya sunuldu. Bu eseri mutlaka okuyun!

İşte birkaç cümle daha:

“Buna rağmen onlar ne yaptı? İlk bomba Everek’te patladı. İlk isyan hareketi burada belirdi. Taşnak, Hınçak komiteleri Türk’ü arkadan vurmak için hazırlanıyorlarmış…

Ruslarla dönen ve sürgün edilmeyen Ermeniler, Doğu’da yüzyıllarca berâber yaşadıkları ve her zaman iyilik ve şefkat gördükleri komşularını ve dostlarını insafsızca öldürdüler. Çocuklar ve kadınlar da onların tecâvüzlerinden kurtulamadılar.

Ben oralarda, kafaları ezilmiş çocuk cesetleri, memeleri yüzülmüş kadın vücutları gördüm.

Ermeniler, girdikleri köy ve kasabalarda taş üstünde taş bırakmadılar, her tarafı yakıp yıktılar. O zamanki hükûmet ne yapabilirdi? Kendi milletinin hayat ve geleceğini düşünmemeli miydi? Yoksa aydın ve uygar(!) Avrupalılar gibi ölüm kampları kurarak, toptan katliamlar yaparak mı bu işin önüne geçmeliydi? Sürgünden başka ne çâre vardı?”