Paris/1981 ve Ermeniler Bilâl N. Şimşir

0
14

“Sûikast, Ermeni milletinin spesiyalitesidir” diyen Doktor Rıza Nur’dur.

Bir Türk diplomatının şehîd edilmesini müteakip gazetelere beyânat veren Türkiye Ermenileri Patriği Şnork Kalustyan ise, 22 Temmuz 1983 günü şöyle demektedir:

(Ne yazık ki bu olaylar Ermeni ırkının alnına kara bir leke sürmeye devâm etmektedir. Ermeni ırkının uluslar nezdindeki îtibârı bu olaylarla zedelenmektedir.)

Bu beyanın üzerinden kaç yıl geçmiştir ve ne değişmiştir?

Ermeni ırkı, alnına kara ve kanlı leke sürmeye bu târihlerde başlamış değildir. Fakat, patriğin sözlerinin tersine, “Ermeni ırkının uluslar nezdindeki îtibârı” aslâ ve aslâ ZEDELENMEMİŞTİR. Böyle bir “zedelenmeyi” beklemek de esâsen akıl dışıdır.

Osmanlı Devleti’nin asırlarca “sâdık millet” olarak himâye ettiği ve devletin en önemli kademelerine kadar yükselen Ermeni ırkının temsilcileri, Cumhuriyet döneminde de refah içinde yaşamalarına rağmen, iki asırdan bu yana kanlı hançerlerini gene bu millete ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne saplamaktan geri durmamışlardır.

Ermeni çetelerini kuran ve ülkenin hemen her bölgesinde mâsum insanları katleden; kısaca bizim ülkemizde bizim insanımıza “soykırım uygulayan” Ermenilere karşı yıllar yılı belgeleri konuşturmadığımız ve Türk çocuklarını bu konuda hiç mi hiç bilgilendirmediğimiz; dış dünyâya “bizim soykırıma uğradığımız” hakîkatini anlatacak basîreti göstermediğimiz, birer acı ve târihî gerçektir.

Bundan utanması gerekenler de Türk milleti değil, onu yönetmeye tâlip olan ve kuru sıkı palavralarla yönettiğini zannedenlerdir.

Dünyânın en büyük başkentlerinde ve şehirlerinde yalan ve iftirâlara dayanan “soykırım” iddiâlarıyla Ermeni Anıtları dikenleri sâdece seyretmediler mi?

Soykırım kanunu çıkaran devletlere hangi müeyyideleri uyguladılar? Bu konuda hangi “devletçik”in ağzının payını verdiler?

Uzatmayalım.. Şimdi de bu hayâtî mes’eleyi ABD Başkanı’nın iki dudağı arası bırakmadılar mı?

Biz burada, ne aydın ve yöneticilerimizin bu kabil gafletlerinden, ne birkaç yüz yıllık Ermeni ihânet şebekelerinden ve ne de Batı’nın belge ve bilgi tanımaz ikiyüzlülüğünden bahsedeceğiz.

Eldeki târihî belgeleri sıralamaya kalksak ve târih boyunca sıralanan Ermeni terörünün bilânçosunu vermeye niyetlensek; söz, uzadıkça uzayacaktır.

Yeri geldikçe bu önemli belgeleri hatırlatmakla birlikte, burada, daha ziyâde Cumhuriyet döneminin şehit Türk diplomatlarından kısaca bahsetmek istiyoruz.

Bunu yaparken daha ziyâde yıldönümlerine rastlayan bir sırayla şehitlerimizi anacak; onlara rahmet niyâz edecek ve unutulmadıklarını bir kere daha isbatlayacağız.

Zîra, bugün belli bir yaşın altında olan Türk çocuklarının hiç biri Ermenilerin alçakça şehîd ettiği Türk diplomatlarından haberdar değildir.

***

Takvimler 4 Mart 1981 Çarşamba gününü gösteriyor.

Emekli Büyükelçi Bilâl N.Şimşir’in (Şehit Diplomatlarımız) isimli iki ciltlik eserinden şu satırları okuyoruz:

(On iki adet mermi izi tespit ettim. Bu sayıya Reşat MORALI’nın ve Tecelli ARI’nın aldığı kurşunlar dâhil değildir. Vak’a mahalline geldiğimde sırtından dört kurşun yarası alan MORALI’nın üzerini henüz örtüyorlardı.

ARI da bir cankurtaran ile hastaneye kaldırılmak üzere idi. ARI’nın kaç kurşun yarası aldığını öğrenemedim. Sâdece başından yaralanmış olduğunu bizzat gördüm.)

Bunları anlatan zât; Büyükelçiilik Müsteşarı ve merhum Reşat MORALI’nın sınıf arkadaşı olan Cenk DUATEPE’dir. Söz konusu cinâyet ise, Paris’te işlenen üçüncü cinâyettir.

Bu olayla ilgili geniş bilgi arayanlar, üstte adını verdiğimiz esere başvurabilir.