Şer,Hudâ ve Beli – Hazret-i Ken’an Rifâî

0
266

“Kabâhat yapmamaktan, kabâhatini bilmek ve bir daha suça geri dönmemek üzere tövbekâr olmak evlâdır.

Neden, günahkârı hor görüyorsunuz? Onun sâyesindedir ki iyilikle kötülüğü seçebiliyorsunuz. Eğer bu hatâlı kimseye bir karşı tavır takınmak lâzımsa, bu duygu, merhamet dilemek ve Allah’tan, onun ıslâhı için hayr temennîsinde bulunmak olmalıdır.

Hem, iyilikler, bir zıt fiil ile meydana çıktığına göre, bir bakıma, o suçluya borçlu sayılmamız gerek.

Esâsen, dünyâda mutlak hayır ve mutlak şer yoktur. Şerler de, günün birinde hayra dönebilir. Sizin asıl meşgûl olacağınız, kendi nefsinizdir. Başkalarının günâhını ele almak, günah işlemenin tâ kendisidir.”


“Bütün ilimlerin gâyesi, Allâh’ı birlemektir. Onun için halkı görme, Hakk’ı gör. Çünkü tevhit yaradılmışların bir gölge ve hayal olduğunu bilerek Yaradan’ı görmektir.

(Hudâ birdir, odur mevcut, odur var, gayrı var yoktur) sırrına er.

Her ne ki Kur’ân’da varsa, hepsi insanda da vardır. Amma bu hakîkat, ancak kâinatın bütününde Hakk’ı gören gözün nasîbidir.”


(Ruhlar, ezel âleminde, ben sizin Rabbiniz değil miyim? Sualine “Belî!” evet öyle, dediler. Ammâ oradaki ikrâra, burada iki şâhit lâzımdı. Yalancı olmayan iki şâhit: İlim ve amel.

İnsan olmak, kaçırılacak nîmet ve fırsat değildi. Şu var ki, insan sayılabilmek için de, hem bilmek hem de bildiğini işlemek lâzımdı.

Neyi bilecektik? Bize sorulan o suali soranı. Neyi işleyecektik? O’nun: İşle! Dediklerini.)

(Hazret-i Ken’an Rifâî – Dost)