Sefer 20

0
281

“Ne bilsin lezzet-i fakr u fenâyı mal u câh ehli

Bu zevki gel kanaat köşesinde merd-i Hak’dan sor”

Dürrî

Hasan Basri Hazretleri yolculuk sırasında Dicle’nin kenarına kadar gelip, beklemeye başlamış. Biraz sonra oraya gelen Habîb-i Acemî, kendisine sormuş:

-“Niçin bekliyorsun?”

–“Geminin gelmesi için!”

Habîb-i Acemî, bu cevâbı alınca demiş ki:

–“Üstat! Ben ilmi senden öğrendim. Halka haset etmeyi gönlünden çıkar, dünyâya karşı soğuk dur, belâları ganîmet say… Her işi Hak’dan bil; bu inançla ayağını suya bas ve karşıya geç!”

Sözünü bitirir bitirmez adımını atmış ve su üzerinde yürüyüp gitmiş. Hasan Basri Hazretleri ise şaşırıp, aklı başından gidecek gibi olmuş. Demiş ki: “Habîb, ilmi benden öğrenmişken beni kınadı ve su üzerinde yürüyüp gitti. Eğer yarın sırat köprüsünden geçiniz nidâsını işitir ve orada da şimdiki gibi kala kalırsam, vay benim hâlime!”

*

“Sen, Allah’a itaat edene âsî olanı gördün mü?”

—Selmân-ı Fârisî—

Bir başka zât–Ebû Hâzım Mekkî–bir kasap dükkânının önünden geçerken, asılı bulunan etlere baktı. Bunu gören kasap:

–“Buyurun, etler tâzedir,”dedi.

–“Benim param yok!’

–“Eti sana veresiye veririm. Paran olunca ödersin”

Ebû Hâzım Mekkî,buna da îtiraz etti.:

–“Nefsim para bekleyeceğine, et beklesin!”

Kasap, onun hâline acımıştı:

–“Ama kaburgaların görünüyor” deyince, şu karşılığı aldı:

–“Mezar kurtlarına bu kadarı yeter!”