Aziz Dostlar

0
405

5 Nisan 2009 Pazar günü, KÜMAKSAD (Kütahya Mevlânâ’yı Araştırma Kültür San’at Derneği) Bursa’da bir “VEFÂ GECESİ” düzenledi. Sâmiha AYVERDİ’yi anmak üzere tertiplenen bu toplantıda, önce merhum Sâmiha Anne ile ilgili bir belgesel yayınlandı; peşinden ise Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Mustafa KARA Beyefendi konuştu.Bu veciz konuşmayı sizlere sunuyoruz:

Aziz dostlar,

Hepinizi hürmetle selamlıyorum.

İltifatlar, bendenize her zaman bir başka gönül adamının uyarısını hatırlatmıştır.

İbn-i Atâullah İskenderî diye bildiğimiz bir gönül adamımız vardır. 2009 yılı, vefâtının 700’üncü yılıdır. Ve onun güzel eserlerinden birinin adı Hikem-i Atâiyye’dir. Hikem-i Atâiyye, adından da anlaşılacağı gibi, Hikmetler’den ibârettir. Yâni, kısa kısa cümleler hâlinde tasavvufî anlayışı, hakîkatı, aşkı, muhabbeti, ibâdeti özetleyen çarpıcı, vurucu, uyandırıcı, aydınlatıcı cümleleri ihtivâ eder. Bilindiği gibi “Hikem” yazma geleneği Seyyid Ahmed Rifai ile başlar.

Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’nin Hancı kitabını okurken onu hatırladım. Hikem’i hatırladım. Hikem, hikmetin çoğuludur biliyorsunuz. Mebrure Uğurel hanımefendinin -iltifatlarından sonra- benim hatırladığım cümlesini sizlere hatırlatmak istiyorum. Diyor ki İbn-i Atâullah İskenderî:”Bir dostunuz size iltifat ettiği zaman, sizin güzelliklerinizi anlattığı zaman ona müdâhale etmeyin. O da bir tecellidir. Ama siz o anda kendi kusurlarınızı düşünün. Dostların iltifâtı hoşdur, güzeldir, eyvallah, ama onlar iltifat ederken siz kendi kusur ve günahlarınızı düşünün.” Dünya değerinde bir söz. Hikmetin ta kendisi.

Sevgili dostlar!

Bu akşam burada kısa bir konuşma yapmam emredildi,eyvallah dedim ve fakat bendenizin bu belgeselden haberim yoktu. Belgeselde Kendileri konuştular. Dolayısıyla ben ne konuşabilirim, ne söyleyebilirim? Ne söylesem söyleyeyim dûnda kalacaktır. Aşağıda kalacaktır.. Ama görev verilmiştir, üç beş dakikanızı müsaadenizle alacağım.

Bugün gerçekten medeniyetimizin çok önemli bir şahsiyetini anıyoruz. Bizim medeniyetimizin son yüz yılda yetiştirdiği önemli şahsiyetlerden birini! Medeniyetimiz, bildiğiniz gibi, üç ana damar üzerinden yürür. Bunlardan bir tânesi ilim, bir tânesi fikir, bir tânesi san’attır. Medeniyetimizin atardamarları bunlardır. Bir başka tasnifle: Âlimler, mütefekkirler ve san’atkârlar.

Medeniyet dâiresi bunlarla oluşur; bunların şâheserleriyle tekemmül eder, bunların ortaya koyduğu şâheserlerle medeniyet dâiresi tamamlanır. Sâmiha Anamız, işte bu dâireye hem ilim noktasında, hem fikir noktasında, hem de san’at noktasında katkı veren, katkı yapan, güç veren, güç katan, ruh veren, aşk veren şahsiyetlerden bir tânesidir. Bâzı insanların ilmî gücü olur, san’at gücü olmayabilir. Bâzan güçlü bir san’at insanı ortaya çıkar, ama ilmî boyutu onun kadar güçlü olmayabilir. Ama bâzı insanlarda bu mahâretleri, bu güzellikleri bir arada görebiliriz.

Sâmiha Anamız’ın da-diğer bütün büyüklerin olduğu gibi- bütün eserlerinin ana mayası üç harfle beş noktadır. Bütün eserlerinin özü aşktır. Zâten O 1938’de bunu yaptı ve söyledi. 1938’de yayınlanan ilk romanının adı,” Aşk Budur”. Aşk O’nun hayâtıdır, aşk O’nun kitaplarıdır, aşk onun düşünceleridir, aşk O’nun yorumlarıdır, aşk O’nun sohbetleridir, aşk O’nun söyledikleridir ve esas îtibâriyle onun dışında bir şey yapmamıştır, yazmamıştır.

Burada sorulması gereken soru şudur:

Sâmiha Ayverdi’yi Sâmiha Ayverdi yapan kimdir?

Bir başka ifade ile O’nun Şems-i Tebrizî’si kimdir?

Bütün büyüklerin bir Şems’i vardır. Şems olmadan olmaz. Güneş olmadan hayat olmaz. Bütün büyüklerin Tebriz’li âşıkları vardır. Onlar olmadan olmaz.

Ken’an Rifâî Hazretleri 1867’de Selânik’de doğmuş,1950’de İstanbul’da âlem-i Cemâle intikal eylemiş olan bir gönül adamıdır.

Ne yaptı?

Bütün gönül adamlarının yaptığını yaptı.

Bütün gönül adamları ne yaptıysa o da onu yaptı.

Ne idi o?

O, ”defînenin nerede olduğunu gösterme faaliyeti”ydi. Bütün gönül adamları bunu yapmışlardır. Tek görevleri vardır: defînenin yerini göstermek. Aşk defînesidir bu. Define işaret ettikleri yerdedir ve aslâ şaşmaz. Uludağ’a yaya çıkarsanız görürsünüz; Uludağ’ın pek çok yerinin kazıldığını müşahade edersiniz. Pek çok hafriyat görürsünüz Uludağ’da… Hepsi defîne arıyor ve fakat hiç biri bulamıyor. Fakat gönül adamlarının târif ve haritasıyla yola girenler, aşkla yürüyeniler ise yüzde yüz hazîneyi bulurlar. O hazînenin adı, Aşk’tır.

“Aşk budur”.

Aşk O’nun hayâtıdır. Aşk O’nun sevdâsıdır. Aşk O’nun Leylâ’sıdır.

Sevgili dostlarım, bu noktada bendeniz “Hancı” kitabından birkaç cümle okumak istiyorum.

Ben geceyim gün isterim
Ben ateşim kül isterim
Ben şiirim vezn isterim

Ben dertliyim şifâmı ver
Parça değil tam isterim
Tükenmişim, çâremi bul
Bütünlenmiş can isterim
***
Bir dâne var gönlümde
Yağmur istemez, güneş istemez, hava istemez, toprak istemez
Sürmez serpilmez sen olmayınca
Sen olmayınca
Bir sır var gönlümde
Nam istemez, şan istemez, söz istemez, saz istemez
Açılmaz, saçılmaz
Sen olmayınca
***
İzinden gözünden, sözünden, özünden Allah ayırmasın!
Ey Hakk’ı bildiren, ona götüren, perdeyi kaldırıp onu gösteren
Hakkın var olduğunu, varlığın Hak olduğunu
Görünenin gösteren, gösterenin görünen görülen olduğunu bildiren
Bu dünyada o dünyada Allah senden ayırmasın…
***
Taş seni bilemediği için taştır.
Demir seninle ısınmadığı için soğuktur
Seninle olup da senden olmayanlar da öyle, ah öyle…
Sensiz olan zaman bir bakar kör değil de ya nedir Allah’ım?
***
Gönlüme ağla… diyorum ağla
Ama kimseler görmesin
Zira gözyaşı çabuk hasede uğrar
Ağla…
Ağla ki temizlensin bu yürek…
Yoksa kurumuş çeşmelerin yalağı süprüntülük olur.
***
Sakın ipek kurduna,
Kozasının içinde mahpus olduğu için acıyıp hânesini viran etme
Belki o, bu tenhalıkta hoş ve sarhoştur.
Ey benim Allah’ım,
Emret ki sana sığınmış olan gönlü de
Kimse hücresinden çıkarmaya kalkmasın…
***
Dümenim sensin. Ne tarafa döndürürsen oraya giderim.
Kâh emir olur, buyruk dinlemem, kâh esir olur gülmem, söylemem
Ölüm nedir? Derlerse onu da söylemem
Hiç mi hiç söylemem
Sensizliktir demem
Vallahi demem
Billahi demem
Allah’ım
***
Ya Rab imdat yolla, beni mağlûb etme!
Mademki elime Tevhid bayrağını verdin, bunu yere düşürtüp nefsim düşmanına çiğnetme!

Son olarak size “zemin âşık zaman âşık ben âşık” diyen Sâmiha Annemiz’in vefâtına düşürdüğüm bir târihi arzetmek istiyorum ve bunu ilk defâ sizlerle paylaşmış oluyorum. Aşk kelimesiyle târih düşürdüm efendim bugün.. Üç aşk kelimesiyle … Vefâtı, Hicrî târihle 1413.. Şimdi size okuyacağım bu metnin son satırı O’nun Âlem-i Cemâl’e intikaline düşürülen bir târihtir. (Bu sırada ezan okunmakta olduğu için ona atıfta bulunarak ezanda yer alan Allah ve Rasulullah aşkına işaret ederek ) Muhammed’ür Resûlullah söyleniyor; gerçek mâşukuna kavuştuğu ânı anlatıyor.

Künt-ü Kenz, ilk nokta:
Aşk, aşk, aşk.
Üç harfle beş nokta:
Aşk, aşk, aşk.
Geldi Üçler, son nokta:” Aşk, aşk, aşk!”
Aşk olsun efendim.