Aydın-Bir İmparatorluğun Anatomisi

0
274

BİR İMPARATORLUĞUN ANATOMİSİ

Kaçanlar: “Boğuluyoruz, diyorlar… Memleket bir zelzele arefesinde. Gitmek, kaderin hatâlarını düzeltmektir. Cangıldan şehre, kasırgadan limana, kaostan târihe kaçış.”
Yükseliş devrinde aydın, toplumun herhangi bir ferdidir, zevkleri ile, zilletleri ile, mukaddesleri ile. Ne imtiyâzı vardır, ne imtiyaz peşindedir.
Tanzîmat,Bâbıâlî’nin Avrupalılaşması.Bürokrasi,halktan da,saraydan da kopar.Aydın da bürokrattır,hem de çok nazlı,çok hassas,çok hercâî bir bürokrat.

“Hâkim ideoloji, hâkim sınıfın ideolojisidir” diyor kitap. Osmanlı ülkesinde hâkim sınıf, Fransız veya İngiliz burjuvazisi. Sarayın direnişi azaldıkça kapitalizm taarruzunu yoğunlaştırır: Keşişler, mektepler, mürebbiyeler, mason locaları… Osmanlı Bankası, nişanlar, sefâret baloları ve Beyoğlu’nu zevk panayırına çeviren şuh aktrisler.

Aydın, batan bir gemidedir. Ufukta rüyâların en muhteşemi: Avrupa. Servetin, şöhretin, şehvetin dâveti. Azgın iştihaları vardı intelijansiyanın ve bu masal hazîneleri kendisini bekliyordu. Avrupalı dostları lütufkârdılar. Karşılık olarak biraz “ihânet” istiyorlardı sâdece.
Halk, oynanan oyunu seziyordu, insiyaklarıyla. Ve mâzîye sığınıyordu mâzîye, yâni hâtıralarına, mukaddeslerin. Tek ümîdi kalmıştı: saray. Ve saray çatırdıyordu.

Aydın için pâdişah, kendisini dünyâ zevklerinden ayıran bir hâil(engel) idi. Pâdişah olmasa, Avrupa’nın emrinde ve Avrupa’nın inâyetiyle kendisi yönetecekti devleti. Hürriyetçiydi, terakkîciydi, medeniyetçiydi. Halkı savaşa hazırlamak mı? Hangi halkı? Ne savaşı? Kime karşı savaş?

MÜSTAĞRİB

Tanzîmat sonrası Türk aydınına en çok yakışan sıfat: müstağrib. Edebiyâtımız bir gölge-edebiyat; düşüncemiz bir gölge-düşünce. Üç edebî nevi(çeşit) îtibardadır: Taklit, intihâl(başkasının eserini kendine mâletmek), tercüme.

Ama zirvelerin hiç birini tanımıyorduk. Avrupa’yı Avrupa yapan düşünce fâtihleriyle temâsımız yasaktı. Haşet kitabevinden ibâretti Avrupa’mız, girdapları olmayan bir kıt’a, tezadsız ve tek boyutlu; bir kartpostal Avrupa’sı. Coğrafyamızda tek kıt’a vardı, kafatasımızda tek yarım küre. Türkçe konuşan birer Fransızdık.

Cedlerimiz Avrupa’yı ehlîleştireceklerini ummuşlardı. Nâmık Kemâl bir fetih hülyâsıdır.Nâmık Kemâl ve nesli…Asya’nın akl-ı pîrânesi’yle(pîrlere yakışır,bilge aklıyle) bikr-i fikrini(bâkir fikrini) evlendirmek.Bu cihangirâne ihtiras(cihan hâkimi olmaya hevesli ihtiras),yerini rezîl bir zevksizliğe bıraktı.Genç Batı’nın bu nazına,her cilvesine katlanan ihtiyar birer âşık olduk.
Avam anlıyamaz bizi diyorduk; yâni kendi insanımız, târihin ve edebiyâtın dışındadır. Kendini KADER’e hapsetmiş. Yükselen bir medeniyet için işlemez bir zırh olan kader inancı, çöken bir toplum için yüklerin en ağırıdır. Yığını kavganın, yâni hayâtın dışına iten bu teslîmiyetin kaynağı tevekkül değil, tereddîdir(soysuzlaşmadır). Ve… kaçıyorduk.

Cemil MERİÇ

BU ÜLKE