Muhârebeler-3/Sâmiha Ayverdi

0
20

3.

Gene aynı bozgunun kâfilesinden yaşlı bir kadının utanarak,

büyükanneme anlattığı şu acıklı hikâye de düşmanların, yalnız Türk’ün topraklarına, varlığına, dirliğine kılıç üşürmekten ibâret bir fâcianın aktörleri olmayıp, gadri ve zulmü tıynetlerinin gereği bulunan bir cehennem zebânisi oldukları gerçeğini de ortaya koymaktadır.

Kadıncağızın anlattığı hikâye şudur:

93 Muhârebesi sırasında Hüsmen Ağa’nın anasının anası yüz yaşındadır.

Evinin kapısını kırıp içeri giren düşman askerleri, bu kocakarının, hiçbirinin işine yaramayacağını söyleyince, içlerinden biri, kadıncağızı ana üryan soyup, porsumuş derisine çatlattıkları cevizleri takıp:

“Haydi oyna şimdi,” der ve kadıncağız iki tarafa çalkalanırken birbirine vuran cevizlerin çıkardığı seslere uyarak berâberlerinde sürükleyip getirdikleri mahallenin genç kızlarını oynatır ve arada da içkilerini içerler.

Ama ihtiyar kadıncağıza gene de Allah acımış ve bir iki çalkalanırken, seksen sene evvel eli kınalı bir körpe kız olarak kocasına evlâtlar veren bu hanım, birden yere yığılmış.


Azgın kurtlar gibi topraklarımıza hıyânet ve cinâyet damgası vurmuş düşmanın yerle bir ettiği yurtlarını bırakıp gelen bu muhâcirlerin elbetteki geri gitmesi beklenebilir miydi?

Nitekim büyüklerim,

bunların devlet öncülüğü ile Bursa ve Karacabey havalisine yerleştirildikleri haberini almışlar.

Büyük annem, muhârebe bittikten sonra Karacabey’e giden misâfirleri ile uzun zaman haberleşip, hâllerini hatırlarını sorup, kolladıklarından söz etmiş, fakat âkıbetlerinden kesin haberi olduğundan bahsetmemişti.