Hacı Bayram Velî – İsmet Binark

0
25

Söze Başlarken

‘Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm’

(Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla)


Tarihte Ankara

Tarih bir milletin ruhunun kaynağıdır. Bir milletin bugünkü hayâtını anlayabilmek için, o milletin geçmiş hayâtını, târihî mâcerâsını, târihe mührünü vurmuş kahramanlarını, âbide şahsiyetlerini, gönül erlerini bilmek ve  tanımak gerekir…

Bugüne hâkim olan, mâzî ve tarihtir!..

Yakın dönem edebiyatımızın önemli şahsiyetleri arasında özel bir yeri olan şâir, roman yazarı, fikir ve kültür adamı Ahmet Hamdi Tanpınar, ‘Beş Şehir’ adlı kitabında ‘Ankara’yı doyumsuz uslûbuyla anlatırken, bizleri târihin derinliklerinde gezdirir…

Söylediklerine ve yazdıklarına kulak verelim:

Ankara’dan bahisle, “O bütün Orta Anadolu’ya bir iç kale vazifesini görmüş, eteklerinde daima tarihin büyük düğümleri çözülüp bağlanmıştır… Selçuklu ve Osmanlı Türklerinin zamanında bu, hep böyle olmuştur…

Selçuk zamanında Bizansın Anadolu içine son savleti 1197 yılında burada kırılmıştır. Kılıç Arslan’ın ve Melik Danişmend’in müşterek zaferi olan bu muharebeden sonra Bizans kartalı bir daha Anadolu’da uçamaz.

Yıldırım, Timurlenk’le, yâni talihinin zehirden acı yüzü ile yine Ankara’da karşılaşır.

Kısaca Anadolu kıt’asının kaderinde az çok değişiklik yapan vak’aların çoğu onun etrafında gelişir. Bu hâdiselerin en mühimi şüphesiz en sonuncusu olan İstiklâl Savaşıdır…


Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Asırlar içinde uğradığı istilâlar, üst üste yangınlar ve yağmalar, şehirde geçmiş zamanların çok az eserini bırakmıştır.

Acayip bir karışıklık içinde bu tarih daima insanın gözü önündedir.

Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır neşir olduğu pek az yer vardır.

Kalede ve onun eteğinde serpilmiş mahallelerde Türk velileri, Roma ve Bizans taşlarile sarmaş dolaş yatarlar. Dedelerimizin mezarlarından çıkan yeşillikler hangi itikadların etrafında yontuldukları belli olmayan çok eski taşları kendi rahmaniyetleri ile yumuşatırlar…

Ahi Şerafeddin’in türbesini asırlarca

Greko-Romen arslanlar bir nöbetçi sadakatile beklerler ve bu yüzden Aslanhâne adını alan camiin hakikaten eşsiz mihrabında, Etiler’in toprak ve bereket ilâhesinden başka bir şey olmayan bir yılan son derece kuvvetli plâstikliliğile meyvalar arasında dolaşır ve camiin o kadar şaşırtıcı bir sâfiyetle boyanmış ağaçtan sütunları Bizans ve Roma başlıkları taşır.

Hisarda mihrabı Türk tahta işçiliğinin harikalarından biri olan Alâeddin camiinin sekisi, asırlardan beri bir şahin gibi süzdüğü ovaya, terkibi baştan aşağı tesadüfî olan bir sütun dizisinin arasından bakar; şüphesiz bu sütunlar orada bu camiden çok daha evvel mevcuttular.

Bu terkiplerin en mânalısı imparator Auğustus’un şerefine

toprağa dikilmiş mermer bir kaside olan Roma mâbedinin kalıntılarıyla yanıbaşındaki Hacı Bayram-ı Veli camiinin beraberce teşkil ettikleri zıdlar mecmuasıdır.

Bitmiş veya tam diyebileceğimiz hiçbir eser bu toprağın macerâsını bu kadar güzel hulâsa edemez. Hacı Bayram’ı Roma kartalının bu mermer yuvasında çilehânesini seçmeye götüren gizli tesadüf nedir?

Camiinin altındaki dar çile odasında geçirdiği ibadet ve murakabe saatlerinde, yanıbaşında güneş vurdukça yaldızlı akislerle pırıldayan ve üstüne diz çöktüğü toprakta bir nevi iğva gibi gizlenmiş duran bu taştan dünya,

kendisininkinden büsbütün ayrı zaferleri terennüm eden bu iyi yontulmuş mermerler, o sert ve kibirli Roma mahşerisi çehreleri acaba onu rahatsız etmiyor muydu?

Bu velinin rahmanî rüyasına komşularının mağrur sükûtundan sızan düşünce ve duyguları bilsek ne kadar iyi olacaktı.


Ankara şehri imparatorluğun arazisinin yarısından fazlasıyla beraber büsbütün başka bir milletin eline geçti.

Kadîm medeniyetin eserleriyle örtülü toprakta yeni bir nizam çiçek açtı, küçük, mütevazi mâbetlerde başka bir Allah’a ibadet edilmeye, Ankara kalesinin üstünde başka türlü hasretlerin türküleri söylenmeye başlandı.

Ve günün birinde bu toprağın yeni sahipleri içinden saf yürekli bir köylü çocuğu,

Roma’nın zafer mâbedi ve biraz sonra da Bizans bazilikası olan bu âbidenin yanıbaşına muhacir bir kuş gibi yerleşti ve insanlara kadîm imparatorluğun ayakta durmasını sağlayan hakikatlerinden çok başka bir hakikatin sırrını açtı.

Bu ledünni hazların, âhiret saadetlerinin, kendisini sevgide tamamlayan ruhun, bir nur tufanı gibi iştiyakın, kendi derinliklerinde Allah’ı bulan bir murakabenin hakikati idi. Hacı Bayram, eriştiği bu hakikatin şevkiyle:

Bilmek istersen seni/ Can içre ara canı,
Geç canından bul anı/ Sen seni bil, sen seni!

diye haykırır.

Fakat Hacı Bayram sade hakla hak olan bir veli değildir.

Türk cemiyetinin bünyesinde gerçekten yapıcı bir rol de oynar. Kurduğu Bayramiye tarikatı esnaf ve çiftçinin tarikatıdır. Böylece Anadoluda Horasanlı Baba İlyasla başlayan geniş köylü hareketiyle Ahilik teşkilatı onun etrafında birleşir… Hacı Bayram imparatorluğun iç nizamını yapıyordu…


Hacı Bayramın kâinatı ve insanı beraberce oluş halinde gösteren bir manzumesi vardır ki, bilhassa bir beyti bu on beşinci asır Türkiyesinin âdeta manzarasını çizer:

Nâgehan ol şâra vardım, ol şârı yapılır gördüm,
Ben dahi bile yapıldım,taş ve toprak arasında.”

[Beş Şehir. Ankara, 1960, 2, 7-9, 9-11, 12-13.ss.]

Hacı Bayram Velî’nin Hayâtı

Ankara’nın hemen yakınlarındaki Solfasol’da doğmuştur. Doğum tarihi ile ilgili bilgiler kesin değildir. Mehmet Ali Aynî, Bursalı Mehmet Tahir’e atfen, 753 senesinde doğduğunu yazmaktadır. 753 Hicrî yılı 1352/53 Milâdî yılına karşılık olmaktadır.

Meslek olarak çiftçilikle uğraşmıştır. Adının başındaki ‘Koyunluca’ lâkabı, onun hayvancılık yaptığını göstermektedir. Soyu itibâriyle, Ankara çevresine yerleşmiş ‘Koyuncu Oymağı’na mensuptur.

Asıl adının ‘Numan’ olduğu;

‘Bayram’ adının, bir Kurban Bayramında tanışmalarından dolayı, mürşidi Hamîd-i Aksarayî (Somuncu Baba) tarafından verildiği kaynaklarda ifâde edilmektedir.

Önce Bursa’da daha sonra da Ankara’da Kara Medrese’de müderrislik yapmış ve tasavvufa yönelmiştir.

Hacı Bayram’a ‘Hacı Paşa’, ‘Şeyh Hacı Paşa’ da denildiğini kaynaklarda görüyoruz. Bayrâmilik tarîkatının kurucusudur. Bayramilik,Halvetilik ve Nakşibendilik tarîkatlarının bir araya getirilmesi olarak kabul edilir.

Belgelerde Hacı Bayram-ı Velî’den,

‘Sultân-ı Rûm’ ve ‘Şeyhü’l- Rûm’ olarak bahsedildiği de görülmektedir. Bu lâkaplar, O’nun, Anadolu’nun ve Osmanlı ülkesinin koruyucusu, mânevî mîmârı olduğunu gösterir.

Târih Müderrisliğinde bulunmuş Mehmet Ali Aynî’ye göre, Hacı Bayram’ın tasavvufa yönelmesinin sebepleri arasında, O’nun talebi yanı sıra, yaşadığı devrin içtimâî, ahlâkî ve siyasî çalkantıları da vardır.

Kesin olmamakla birlikte, 1429-1430 yıllarında Hakk’a yürüdüğüne dâir bilgiler vardır.

Günümüzde Hacı Bayram Camii ve onun yanındaki Hacı Bayram Velî Hazretlerinin türbesi, inançlı gönüllerin bir ibâdet ve ziyâretgâh mahallidir.

Tasavvufî Şahsiyeti

Hacı Bayram-ı Velî’nin, Anadolu Müslümanlığının şekillenmesinde ve Osmanlı Türk birliğinin imparatorluk zemininde kurulmasında çok büyük rolü olmuştur.

O’nun mânevî şahsiyetinin en büyük müessiriyeti, hiç şüphe yok ki, İstanbul’un fethinde, O’nun iki büyük mânevî yardımcısı olan Akşemseddin ve Akbıyık Sultanı yetiştirmiş olması, onlara el vermesidir.

Denilebilir ki Hacı Bayram-ı Velî,

sâdece kendi ruh ve gönül dünyâsında Yaradanını, Hakk’ı bulmakla yetinmemiş; kendi eriştiği mânevî saadeti, gönül zenginliğini, halka, geniş kitlelere de yaymış, başka bir ifâde ile halkla Hakk’ı birlemiştir.

O’nun tasavvufî görüşleri ile insanlığa sunduğu yeni bir insan modelinin bize göre üç temel özelliği vardır. Bunlar, insanın kendisiyle, yaşadığı toplumla ve kendini yaratan yüce Allah ile barışık olması… Dost olmasıdır!..

Sevginin kaynağını bilen, yaratılanı sevmeyi de bilir…

İşte Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri insanlığa sonsuz bir sevgi sunmuştur!..

Bizlere düşen, Hacı Bayram-ı Velî’nin açtığı bu sevgi yolunda Kur’ân ve Sünnet’e bağlı kalarak, bir îman tefekkürü ve zenginliği içinde yaşamak ve gelecek nesillere bu sevgi ve ruh iklimini aktarmaktır!..

Mürşidimiz Ken’an Rifâî Hazretleri buyuruyorlar ki:

“Bayram Velî Hazretleri Anadolu’nun çivisidir. Ehlullah kabir ehli değil, hayat ehlidir.”

[Sohbetler, 2.bs., İstanbul,2000, 303.s.]

Mutassavvıf ve mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdi diyor ki:

“İşte Anadolu’nun Türkleşmesine hizmet eden Selçuklu ve Osmanlı devirlerine maya salan bu gerçekler kaafilesi içinde Muhyiddin Arâbî, Necmeddin Dâye, Evhadiddîn-i Kirmânî, Sadreddîn-i Konevî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, daha sonraları Hamid Hâmidüddin ve Hacı Bayram Velî gibi, başları sıkı sıkıya şerîate bağlı olan, mutasavvıf-âlim bir zümre bulunuyor…

Nitekim bu mücâhid ideal adamlarının kılavuzluğu sebebiyledir ki halk, içinde sıkışıp kaldığı çeşitli buhranlar arasında kendine bir şevk ve hayat imkânı bulmuş, böylece de bir emniyet ve huzur sınırına canını atmıştır…”

[Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, 1.İstanbul,1975 , 73-74.ss.]

İkinci Sultan Murad’ı anlatırken:

“Pâdişâhın sohbet ve ülfeti halkasında gördüğümüz Buharalı Mutasavvıf Şemseddîn Mehmet ve Hacı Bayram-ı Velî gibi, seciyelerindeki metânet ve ahlâklarındaki salâbet,ilim ve irfanlarındaki kemâl ve selâmet ile muhitlerinin alâka ve hayranlığını kazanmış velî kişiler, bu kahraman adamın rûhî düzenini muayyen bir seviyeye getirmekte cidden vazîfelerinin ehli olmuşlardır.

Öyle ki, zaferlerin, seferlerin, idâre, kazâ ve çeşitli kütle mes’elelerinin patırtısı içinde, bir kul olduğunu unutmıyacak kemâli bulmasına yardım etmişlerdir. Bilhassa kendisinde bilkuvve mevcud bulunan cemiyet normlarını kütle şuûruna bilfiil intikal ettirme keyfiyetinde yol göstermişlerdir.”

[a.g.e., 268-269.ss.]

“Mevlid’i ile Süleyman Çelebi,

Muhammediye’si ile Yazıcızâde, sofiyâne tefekkür ve îmânının mahsülleri ile Hacı Bayram Velî, sâdeliği ve samîmîliği ile Eşrefoğlu ve benzerleri, Anadolu ve Rumeli’nin teessürî hayatına ve çeşitli kültür seviyelerine hükmeden merkezlerdi.” değerlendirmesini yapar.

[a.g.e.,397.s.]

Nihad Sâmi Banarlı üstâdımız:

“Hacı Bayram-ı Velî’nin, Türk milletinin İslâm anlayışında, Türk dilinin Anadolu’da halk arasında yaygınlaşmasında, Osmanlı Devleti’nin sağlam temellere yerleşmesinde, halkın birlik, dayanışma içerisinde kaynaşmasında çok müessir bir rolü ve ruhânî bir koruyuculuğu” olduğunu söyler.

Ve,

“Sayılarının çok az olmasına rağmen, aruzla olsun, hece ile olsun, tamamıyla raksân bir dille söylediği tasavvuf şiirleriyle, Hacı Bayram Velî, tekke edebiyatının unutulmaz isimlerindendir…” der.

[Nihad Sâmi Banarlı: ‘Hacı Bayram Velî.’ Resimli Türk Edebiyâtı Târihi,1.c.,1971, 506-508.ss.]

Hacı Bayram Velî’nin Bilinen Şiirleri

Onun eski kaynaklara ve yeni antolojilere ısrarla alınan en tanınmış ilâhisi ‘Bu gönlüm’ redifli,belki de bir raks neş’esiyle söylenmiş hissini veren şu raksân şiiridir.

Noldu bu gönlüm noldu bu gönlüm
Derd ü gamınla doldu bu gönlüm
Yandı bu gönlüm yandı bu gönlüm
Yanmada derman buldu bu gönlüm

Gerçi ki yandı Gerçeğe yandı
Rengine aşkın cümle boyandı
Kendüde buldu Kendüde buldu
Matlabını hoş buldu bu gönlüm


Bayram’ım imdi Bayram’ım imdi
Bayram ederler yâr ile şimdi
Hamd ü senâlar hamd ü senâlar
Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm

Hacı Bayram Velî’nin çok bilinen bir diğer manzûmesi:

Bilmek istersen seni/Can içre ara canı
Geç canından bul anı/Sen seni bil sen seni
Bayram özini bildi/Bileni anda buldu
Bulan ol kendi oldu/Sen seni bil sen seni

nakarâtiyle söylenen ilâhidir.Hacı Bayram Velî, bu ilâhisinde,hakîkî irfânın insanın kendini bilmesi, olduğunu, kendini bilenin de ‘Rabbini’ bileceğini gönül diliyle anlatmak ister…

Mâbetsiz Şehir

Yazı ve kitaplarında ‘Osman Yüksel Serdengeçti’ imzasını kullanan Osman Zeki Yüksel (Akseki 1917-İstanbul, 10Kasım 1983), aralarında Ahmet Hamdi Akseki’nin de bulunduğu âlimler yetiştirmiş bir âileye mensuptur.

Başlığının altında ‘Allah, millet, vatan yolunda’ ibâresi yer alan ‘Serdengeçti Mecmuâsı’ ile tek parti yönetiminin Müslümanlar üzerindeki ağır baskısı ile mücadele etmiştir.

‘Mâbetsiz Şehir’ adlı kitabında Ankara’yı anlatır…

Tesbitleri yalnızca Ankara için değil, Anadolu’nun tamamı için de geçerlidir…

Zîra tek parti döneminde,vatan sathında, başta câmilerimiz, türbelerimiz,mîmâri eserlerimiz kaderine terkedilmiş; câmilerin kapısına kilit vurulmuş kimileri maksadı dışında kullanılmış, türbelerimiz, ecdâd yâdigârları yağmalanmıştır…

Tek parti döneminde, bu millete içtimâi ve kültür hayatında çok çeşitli kırılmalar yaşatılmıştır… 1950’de Demokrat Parti’nin iktidar olmasıyla, Tek Parti zihniyetine ve uygulamalarına ‘Dur!.. Söz Milletindir…’ denmiş, bu milletin kültür ve medeniyetiyle barışması yolunda adımlar atılmıştır…

Yeniden Diriliş!..

Günümüzde yalnızca Ankara değil, bütün vatan sathında inşâ edilen yeni câmiler ve restore edilerek ibâdete açılan kadîm câmilerimiz,semâya niyâz gibi yükselen minareler ve ezan sesleriyle ülkemiz mâbetsiz şehirler olmaktan kurtarılmıştır…

Şehirlerimiz Müslüman Türk kimliğine kavuşmuş, târihi, kültürel ve dinî şahsiyetini tekrar kazanmıştır…

Gerçi bugün de, ‘ezan sesinden’ rahatsız olan,

İstanbul’un kutlu fetih târihi ‘1453’ü, zihniyet yıkımının, kırılmasının başlangıcı olarak gören, târihinden, mukaddeslerinden, milli kimliğinden kopmuş, inkârcı, bölücü, târihine milletine ve Türklüğüne düşman bir azınlık kitle vardır.. Ancak bunlar azınlıktadır… Ve azınlıkta kalmaya mahkûmdurlar!..

Bu milletin tamamına yakını ‘Ben Müslüman -Türk’üm’ ve tarihimle iftihar ediyorum… demektedir…

Bu millet milli ve dini kimliğine tekrar kavuşmuş,târihi ile barışmış, bu milleti millet yapan aslî değerlerine yüzünü dönmüş, kalbini açmıştır!..

Azîz milletimiz yeniden bir diriliş yaşamaktadır!.. Şükürler olsun!..

Bu satırların yazarı, zaman zaman dolaştığı eski Ankara sokaklarında, Ankara Kalesi civârında kendine has uhrevî havayı teneffüs eder…

Samanpazarı’ndan Kale’ye doğru çıkarken, yolun solunda bulunan Ahi Elvan Câmii, Ankara’da en önemli Selçuklu yapısı olarak bilinen Ahi Şerafettin (Arslanhâne) Câmii, Cenâb-ı Ahmet Paşa Câmii (Yeni Câmi), Samanpazarı’nda Asker Sokak’ta yer alan inşâsını 14-15.yüzyıla târihlemek mümkün olan Hacı Arap Câmii,

Ulus’taki 15.yüzyılın ilk çeyreğine tarihlendirilen Hacı Bayram-ı Velî Câmii ve Hacı Bayram-ı Velî Türbesi, Altındağ Belediye Sarayı’nın güneydoğusunda yer alan 1432 milâdî târihinde inşâ edilmiş olan Hacı Musa Câmii, Ulus’ta Sebze Hali civarında bulunan 1545 tarihli Hallaç Mahmut Mescidi,

Çıkrıkçılar Yokuşu’nun başında Arslanhâne Câmiinin güneydoğusunda yer alan 1674 tarihli İki Şerefeli (Resul Efendi) Câmii ve daha niceleri Ankara’nın tapusudur!. Müminin Allah’ı ile başbaşa kalıp, îman tazelediği rahmet kapılarıdır!..

Hacı Bayram Velî Türbesinin ve Câmiinin Gönül Dünyâmdaki Yeri

Hacı Bayram Velî türbesinin ve câmiinin gönül dünyâmda çok müstesnâ bir yeri vardır…

Hacı Bayram Velî Hazretleri’nin ve O’nun mânevî şahsiyetinin ruhlara sindiği mübarek türbesi ve Ankara’nın tapusu ulu mâbet!..

Her Müslüman gibi burayı ziyâret ettiğimde, târifi mümkün olmayan bir huzur duyarım…

Hazretin ruhâniyetine sığınırım… Hatalarımı, zaaflarını, işlediğim günahları düşünürüm…

Beni Müslüman yaratan, kollayan, rahmetini esirgemeyen Rabbimin merhametine sığınırım!..İnsanlıktan maksadın ne olduğunu, varlık sebebimi kendime sorarım…

Bunların cevabını ararım… Burada kendimle yalnız kalırım… Burası bana ne kadar dost,yakın ve kucaklayıcıdır!. Burada kendimi Allah’ıma daha yakın hissederim!..

Hacı Bayram türbesi ve câmii, benim için bir niyâz ve rahmet kapısıdır!..

Hacı Bayram Câmiinde, türbeyi ziyâretten sonra kalabalık bir cemaatle kılınan Cuma namazı ne kadar farklı ve huzur vericidir!..

Sıcak yaz günlerinde, türbenin arkasındaki fıskiyeli havuza yakın bir banka oturup, âdeta fıskiyeye ayak uyduran neyin yanık sesini dinlediğinizde, bu ses sizi başka âlemlere götürür!..

Bana hayat veren annemi ve babamı son yolculuklarına buradan tekbirlerle uğurladığım için Hacı Bayram’ın gönül dünyamda ayrı bir yeri vardır!..

Hacı Bayram’da şâirin söylediklerini hatırlarım:

“Ölmüşleri, kutlu sofralardır doyuran…
Ömrünce duâ alır duyandan duyuran…
Âlemde keder görmesin, ey Tanrı, bize
İhlâs, Hatîm, Fatiha, Mevlid buyuran!”

Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun!..

Hacı Bayram’da kılınan bir Cuma namazı sonrası, ‘Bir İhlâs Âbidesi: İlhan Ayverdi’ adlı kitabı yazmaya burada karar verdiğim için Hacı Bayram’ın gönül dünyamda ayrı bir yeri vardır…

Harfleri ve kelimeleri bahşettiği için, duygu ve düşüncelerimizi, mânâmıza ve hikmetlerini kelimelerin kalbine yazdıran Allah’a hamd olsun!..

Hacı Bayram Câmiinden yine bir Cuma namazı çıkışı sonrasında,

gönül dünyamda Rabbime olan muhabbeti, bağlılığı gönül dili ve kalb gözüyle kelimelere döktüğümüz, bir başka ifâde ile kalemimizin secdesi olan ‘Fakirin Duâsı’ adlı niyâzımızı burada kaleme aldığımız için Hacı Bayram’ın bu fakirin gönül dünyâsında çok ayrı bir yeri vardır…

Duâ, çâresiz ve âciz kulun sığındığı tek ve son limandır… Duâ, kulun Allah’ın rahmetine sığınmasıdır… Duâ, Allah’ın sevgisine özlem duymaktır… Hasret gidermektir!..

‘Fakirin Duâsı’nı, ihvan kardeşlerimle paylaşmak isterim…

Fakirin Duâsı

“Ya Rabbî!.. Duâları Sen kabul edersin… Bizleri ‘Rahmetinden’ uzak tutma… Madde ve mânâ plânında ebedî helâke mahkûm etme!..

Günahlarımızı bağışla… Korkularımızı gider… Kalblerimizi îmanla süsle… Nefsimizi ‘Müslüman’ eyle!..

Nefsimizin istek ve arzuları, hakîkatin önüne perde olmasın…

Hiçbir şey yoktur ki hakîkati Sen olmasın!..

İlâhî!.. inâyetine sığındık, kapına geldik… Hidâyetine sığındık, lütfuna geldik… ‘Kahrın da hoş, lütfun da hoş’… Hoşgör ya Hû!..

‘Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız Sensin’… Lütfun, rahmetin, bereketin ve rızkından bizlere bolca ihsan eyle!.. Bağışlaması ve rahmeti olan sâdece Sensin!..

Bizlere doğru sözlü bir dil ve kalb-i selîm bahşet!.. Bizleri amellerin ve ahlâkın en güzeline kavuştur!..

Ya Rabbî!.. Sevgini ve sevgine ulaştıracak hayâtı bizlere nasip buyur!..

Mülkün gerçek sâhibi, her şeye kâdir olan Allah’ım!.. Bizleri, Senin rızâna uygun yaşayan, her iki dünyâda da hayırla yâdedilen seçilmiş mümin kullarından eyle!..

Bizleri, Seni her dâim zikreden ve şükredenlerden eyle!..

Bizleri bağışla… Bizlere merhamet et… Tövbelerimizi ve duâlarımızı kabul eyle… Bizlere ‘Cemâlinle’ muâmele buyur!..

Ya Rabbî!.. Gönül diliyle tek kelime ile söylemek istersek…

Lütfettiğin her şey için, sözümüz:

‘Elhamdülillah’…

23 Ağustos 2019 – Cuma Hacı Bayram – Ankara”

İlhan Abla’nın sağlıklı günlerinde, genellikle Cuma günleri, telefonla kendilerini arar…

Cuma’yı tebrik eder ve hayır duâlarını beklediğimi söylerdim… Eğer Hacı Bayram’da isem veya Hacı Bayram’a gideceksem… İlhan Abla: ‘İsmet’ciğim, Sultan’ı bizim için de ziyâret et… ‘ricâsında bulunurlardı…

İlhan Abla’nın bu isteğini sevinerek yerine getirir…

Huzur ve sevincimin daha da arttığını hissederdim… Hacı Bayram’ın bunun için gönül dünyâmda çok müstesnâ bir yeri vardır!..

Gönül erlerine komşu olan İlhan Abla, bu ziyâreti şimdi kendisi yapıyordur!..

“Nur-ı zât-ı Kibriyâ’dır Hacı Bayrâm-ı Velî
Sırrı pâk-i Mustafâ’dır Hacı Bayrâm-ı Velî”

Fakirin Son Arzusu

Emânetçi olduğumuzu hiç unutmadık!.. Ya Rabbî!.. Emrihak vâki olduğunda, Hacı Bayram Velî Câmii avlusunda ‘Musalla taşı’ arkasında, ardımızda saf tutulan ve ‘tekbirlerle’ uğurlanan kullarından eyle!..

Takdir Senindir… Murâdın ne ise o olsun!..

(İsmet Binark–24 Aralık 2020/Ankara)