Sohbetler-65

0
315

Elem ve keder illâki yapılan bir hatânın bedeli midir?

(Öğrenci aktarıyor:)

“…Hocamız koluna girerek rahatsızlığını sormuş. Ayağının yanmış olduğunu ve kimbilir hangi hatâsından dolayı bu işlerin başına geldiğini söylemesi üzerine şöyle cevap vermişler:

-“Niçin böyle söylüyorsun? Bir mü’min, kırk gününü kendisine elem verecek ve üzülecek, velev cüz’i olsun keyfini kaçıracak bir hâdise bir iş olmadan geçiremez.

Hatta Ebû Bekir Efendimiz, kırkıncı gün olduğu halde böyle birşey olmadığından endişelenmekte iken koşa koşa gelen kölesinin; Yâ seydî, üzüleceğiniz bir haberim var, çok sevdiğiniz deveniz öldü, demesi üzerine Ebû Bekir Hazretleri şükran secdesine kapılıp; Yâ Rabbî sana şükür… Hiç olmazsa beni kırkıncı gün hatırladın der”.

Zerredeki Okyanus, Ken’an Rifâî ile “kendinden kendine yolculuk, Derleyen, Gülmisal Gürsoy

Bir hâl başa geldiyse kendimiz sebep olmuşuzdur düşüncesi, kişiyi karamsarlığa ve daha da fazla bir batışa sürükleyebilir mi? Kişi bu hâlden kendini nasıl kurtarabilir?

“…Kabz da (gönüle gelen sıkıntı darlık) bastta da (kalbe gelen ferahlık, rahatlık) insana hikmet tahtında gelir. Yâhut yaptığı bir hatâdan dolayı içi daralır, kabza düşer. O hal esnâsında gaflette olduğunu anlayarak Allah’tan affını ister. O zaman Cenâbı Hak da rahmetini saçar. İnsanın dâimâ rahat bırakılması olmaz. Arada bir de kulağının çekilmesi lâzımdır…”   SOH.2000/s.649

Lut kavmine verilen azap örnek gösterilerek, fitne ve fesat sâhipleriyle birlikte, mâsumların da azâba uğramış olmaları nasıl açıklanabilir?

“…Cenâbı Hak, Lût kavmine azap verdiği vakit melekler dediler ki: “Yâ Rabbî bunların içinde senin sevgililerin de var. Onları ne yapalım?” Cenâbı Hak da buyurdu ki: “Benim ihsânım (bağışım, lutfum) sonsuzdur. Onlara ne ihsanlar hazırlamışım. Fakat bu azaptan da istisnâ etmem.”

Çünkü Allah nazarında ölümün ehemmiyeti yoktur. Asıl vatan orasıdır. Asıl hayat da bu dünyâdan sonradır.

Fitneden dâimâ sakınmalı. Bir kavme azap ve kahır geldi mi, onun içinde yaş da yanar; kuru da. Bir ateş gelirse, kumaş, tahta, Kur’ân tanır mı? Ateş bu, hepsini birden yakar. Fakat tahta ile berâber Kur’ân’ın da yanmış olması, Kur’ân’ın mânâsına zarar verir mi? Orada Kur’ân’ın zarfı yandı, Kur’ân yanmadı ki. Onun için dâimâ Allah’tan iyilikler isteyerek kulluk et. Fitne de ateştir ne bulursa yakıp kül eder…” SOH.2000/s.487488

Günahlarımızın farkına varmak bize ne kazandırır? Günahlarımız bile neden kıymetlidir?

“… Tıpkı Mevlânâ’ya “filân kimse hiç günah işlemez” dendiği zaman “keşki işleseydi de vazgeçseydi” demiş olması gibi  “noksanlar kemal vasfının aynalarıdır… YM.1983/s.167
…Esâsen günâh işlememek iddiâsı da günahtır… SOH.2000/s.602

…Ayna, güzeli güzel, çirkini çirkin, uzunu uzun, kısayı kısa gösterir. Hiçbir vechile (nedenle) doğruluktan şaşmaz. Şu halde bizim can aynamızda bu hakîkatler neden görünmüyor? dersek, aynanın tozlarının aşkla temizlenmesi lâzımdır, derim…SOH. 2000/s.311

…herkes behemehal (mutlaka) nefsini hesâba çekmelidir. Eğer netîceden hoşnut olursa memnun olmalı, yoksa beğenmediği hallerini ıslâha çalışmalıdır… SOH. 2000/s.195

…Nefsini öldürmek için de mücâhede ve aşk lâzımdır. Aşktan maksat da, insanda ondan gayrı bir şey kalmamaktır. Aşk ise bir rahmânî cezbedir ki onu vücut ocağında bir kâmil insan (olgun insan) uyandırır. Uyandı mı da ne kadar put varsa yakar yıkar…”  SOH. 2000/s.612

“Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözü tasavvufî bir üslûb içersinde nasıl yorumlanabilir?

“…bir kimse gördüğü, bildiği ve sohbet ettiği ile tartılır. Ne gördü ne bildi neye muhabbet eylediyse seviyesi ve kıymeti ancak odur. Yâni talebin ne ise sen de osun. Bir insanın kıymeti himmetiyle mütenâsiptir (orantılıdır) (hadîs). Himmeti ulvî ise kendi de ulvîdir. Himmeti süflî (bayağı) ise kendi de süflîdir. Çünkü herşey kendisini çekene meyleder…” SOH.2000/s.247

Zerredeki Okyanus, Ken’an Rifâî ile “kendinden kendine yolculuk, Derleyen, Gülmisal Gürsoy