Bir Göz Çok Bile

0
32

Tek gözlü olup ileri bakmak yeğdir!

Osman Gâzi, İzmit’in fethine giderken, Gâzi Ali Beyi de yüz kadar mücâhitle Hereke’nin fethine memur etmişti.

Ali Bey, Hereke’ye varır varmaz, kuvvetlerinin azlığına ve kalenin dayanıklılığına bakmaksızın:

– Milletini, devletini ve dinini sevenler arkamdan gelsin!”

Diyerek hücum etti. Kaleyi almışlardı, lâkin Ali Bey, gözüne isâbet eden bir okla yaralanmıştı.

Ali Bey, bir eliyle gözüne saplanan oku çekip çıkarırken arkadaşlarından biri görüp, telâşa kapılınca:

-“Bir başa bir göz çok bile… İki gözlü olup arkaya bakmaktansa, tek gözlü olup ileri bakmak yeğdir!”

Dedi ve düşmanla mücadeleye devam eti. Sonunda da kale ele geçirildi.


SAKALIM DAHİ BİLSEYDİ

Fatih Sultan Mehmed, Sefer-i Humayun’a bile çıkarken nereye gidileceğini kimseye söylemezdi. Türk hakanı gene bir Sefer-i Humayun’a hazırlanıyordu.

Bir gün kadılardan biri kendisine: “Şevketlü Sultanım, dedi, “acaba, Sefer-i Hümayununuz hangi tarafadır.” dediğinde Fatih kızmış ve kadıya şöyle demişti: “Hoca efendi, sakalımın tellerinden biri, yapmak istediğimi bilmiş olsaydı, onu hemen koparır yakardım.” 


RUMELİ HİSARININ PLANI 

Planları başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere Mimar Muslihiddin tarafından çizilen ve inşaatında Koca Sultan’ın bile taş taşıdığı Rümeli Hisarı’nın, altı bin işçinin geceli gündüzlü vecd ve iman havasının lezzeti ve heyecanı içinde çalışması sayesinde yüz otuz iki gün gibi

akıl almaz bir zamanda bitirildiği ve Hisar’ın planına kuş bakışı nazar edildiği zaman, Arapça “Muhammed” yazısı okunacak şekilde olduğu… Bu muazzam abidenin “Mim” harflerinin olduğu yerde kulelerin, Ha” ve “Dal” harflerinin olduğu yerde ise istihkamların yer aldığı dikkatlerden kaçmamaktadır. 

O KADAR ÇOK İSTİYORSAN SENİN VEZİRİN OLSUN 

Piri Paşa bir gün Yavuz’un huzuruna girip işlerinin çokluğundan dolayı kendisine bir yardımcı verilmesini rica etmişti. Yavuz, “Kimi münasip görürsün” dediğinde, Piri Paşa da Çoban Mustafa’nın ismini verir.

Yavuz kaşlarını çatıp: “Ben deli olmadım, öyle bir adamı vezir yardımcısı yapayım” dedi. Aradan iki ay geçince Piri Paşa eski isteğinde ısrar edince padişah: “Mademki o kadar çok istiyorsun, senin vezirin olsun” dedi.

Günün birinde Çoban Mustafa, padişahın hoşgörürlüğünden istifade edip, Piri Paşa hakkında konuşunca padişah kızmış ve şöyle demişti: “Bre mel’un, bunca zamandan beri hizmetimi gören bir Türk’ün doğru veya yalanını bilmez miyim? Kalk, sen benim vezirim değilsin, onun vezirisin. Sen bu rütbeye onun yardımıyla geldin.”