Boşuna Dememişler

0
20

Vaktiyle, evliyâullahdan bir yüce zâtın kapısı önüne, geceleyin sarhoşun biri yığılıp kalmış.

Hak dostu zât, çevresindekilere, o sarhoşu içeri almalarını ve bir kâmil insan gibi muâmele edip ağırlamalarını… Ayrıca üç kat yatak sererek sarhoşu orada yatırmalarını emretmiş.

Dervişlik âdâbından yâni “meydan terbiyesi”nden birinin de “nutuk haklamak” yâni sözü yerine getirmek olduğunu bilen müritler, efendinin o emrine uyup sarhoşu içeri almış ve yatırmışlar.

Sabah olup da kendine gelen sarhoş,

bulunduğu şartlardan nasıl bir yerde olduğunu anlayarak çok utanmış ve oracıktan kaçmaya niyetlenmiş. Fakat o sırada velî zât, müritlerine:

-O sarhoş olan zâtı yanıma getirin fakat hürmette kusûr etmeyin ve geceki hâlinden de aslâ söz etmeyin!

Demiş.

Sarhoş, huzûra çıkarılmış; Allah ârifi zât sarhoşu güler yüzle karşılamış ve ağırlamış.

Biraz görüşüldükten sonra huzurdan ayrılmak için izin isteyen sarhoşa, Velî şöyle demiş:

-Gideceğiniz yer uzaktır. Bu sebeple güzel bir hayvan seçip versinler.

Böylece adama cins bir kısrakla bir kese altın hediye edilmiş.

Fakat bu konuşmaları dinleyenlerden biri kendi kendine içerleyerek:

-“Şu elin sarhoşuna yapılan ikrâma bak! En âlâ yataklarda yatırıldı, türlü türlü nîmete garkoldu; nefis bir kısrak da yetmedi, peşinden bir kese de altın aldı.

Biz, yıllardan beri hizmet ederiz, hiçbir gün böylesine nâil olamadık” diye kalben verip veriştirmeye başlamış.

Efendisine hizmette bulunuyorsa da gönlündeki bu ukde her geçen gün büyümekteymiş.

Kalbin sırlarına âgâh olan o zât-ı âlî, nihâyet bir gün bu nedîmini huzûra çağırarak:

-Ne diye bana gönlünle îtiraz edip duruyorsun? O sarhoşa ikramda bulundum diye nasıl oluyor da beni tenkîde kalkışıyorsun? O zavallı, nefsâni bir ârızasını bana çok ucuza sattı, öyle değil mi?

Senelerden beri bağımlısı olduğu içkiyi bir hayvanla birkaç akçeye değişti.

Şimdi ona ne yapsalar, sarhoşluk veren şeyin zerresini ağzına bile almayacak.

Aslında, hayattaki en büyük düşkünlüğü ve nefsâni ârızası da bundan ibâretti. Bu alışkanlığın dışındaki hâli, bir velînin hâli gibiydi. Sana gelince: senin ben hangi hâlini düzelteyim? Seksen tâne ârızan, düşkünlüğün var; birini düzeltsek bir başkası çıkıyor.’’

Bunları dinleyen şahıs tövbe istiğfâr etmiş ve çok ciddî şekilde sebat göstererek selâmet caddesini bulmuş. (*)


Büyükler ne güzel buyurmuş:

“Her haram olan şey, içki gibi sarhoş edip yalpalatsaydı, insanlar acaba birbirine çarpmadan yürüyebilir miydi?”


(*) Şemseddin YEŞİL, Mâneviyat Bağçesi, s.74,10.Baskı