Haddini Aşma- Ahmed’er Rifâî

0
63

“Bir derviş sünnet-i seniyeye uyduğu müddetçe doğru yol üzeredir.

Sünnet-i seniyeden, karınca başı kadar uzaklaşırsa yolunu şaşırır. Dervişlere “Tâife-yi Sofiyye” denilmiştir. Bunlara bu ismin veriliş sebebinde ihtilâf edilmiştir. Bunun sebebi gerçekten gariptir.

Bu yüzden, dervişlerin çoğu, bunu bilmezler.

Mudir Kabîlesi’nden birtakım insanlara “Benus-sûffe” Suffe’nin oğulları” denilir. Suffe; Gavs b. Mudr b. Ad b. Tabha Errabît adında bir adamdır. Bu adamın anasının çocukları yaşamazdı.

Bu kadın, eğer bir çocuğu olursa, başına yüz bağlayıp, Kâbe’ye rabtedeceğini adamıştı. İşte bunun çocuklarına “Benu-s sûffe” denildi. Bunlar, Hacılara klavuzluk ederlerdi. İslam dini zuhur edince Müslüman oldular ve eski görevlerine devâm ettiler.

Bunlar, ibâdetle meşgul olduklarından, kendilerine uyanlara Sufiyye Taifesi denildi. Sonra, ibâdetle meşgul olan her yün giyen kişiye “Sûfî” denilir oldu.

(……………….)


Kardeşler! Yapmış olduğum bu öğütlerden faydalanmaya çalışınız!

Kardeş! Senin yapacak olduğun öğütten de benim faydalanmam gerekir, buna çalışacağım. Ancak, bu karşılıklı menfaat, her iki tarafın güzel niyeti ile samimiyetine bağlıdır. Başka türlü olmaz!

Öğrenme ezikliği, seni biraz sıktığından, sen benden daha şanslısın!

Çünkü ben öğretmek zevkine kapılır da belki gurur sarhoşluğuna uğrayabilirim. Bununla berâber ben, nefsimi yendim ve ona dedim ki: Allah’ın sana öğrettiğini, sen de kardeşlerine öğretmekle mükellefsin! 

Çünkü, ilmi başkalarından esirgeyip gizleyenler, ateşten bir dizginle, ağızlarından bağlanmak suretiyle cezalandırılacaklardır.  Çekmekte olduğun öğretme zahmeti; her ne kadar zor olursa olsun, sana âittir.

Haddini aşma!

Kim bilir, içlerinde Allah katında senden daha ileri mertebeler kat etmiş olanlar vardır. Onu, sırf seni denemek için gizlemiştir.

İşte ancak bu sözlerden sonradır ki, nefsin böbürlenmesi, azametle başkaldırması dinmiş ve haddini bilmiştir. Yerinde durmuş, çizgiyi aşmamıştır. Böylece o, nasibini almıştır.

Sen de öyle ol!

Kardeş, sen de nefsine gâlip geldiğin, onu öğrenmeye mecbur kıldığın, çirkin arzusunu iktidâ (uymak) bıçağıyle kestiğin… maddî şeref, ilim, baba, mal gibi hususlara îtibâr etmeyerek hikmetten nâsibini aldığın zaman; işte sen de benim gibi olursun.

Büyük bir merhale kat edersin. Çünkü, adamlarımız, nefsini muhâsebe etmeyenleri deftere kaydetmezler. “