İbrahim Efendi

0
588

İbrahim Efendi

[1591/1655]

Gönül dünyamızı aydınlatanların ortak özelliklerinden birisi de, onların ciddî bir tasavvuf eğitiminden geçmiş olmalarıdır. Bu ise kısaca bir rûhî/mânevî olgunlaşma dönemi demektir. Bunun anlaşılması ancak yaşanarak bilinebilir. Yâni özel ifadesiyle “tatmayan bilemez”. Bununla birlikte bu alanı anlatabilmek için de bir hayli şey söylenmiştir. İşte manzum târiflerinden bir beyit:

Ne demektir bu? Bu yola girmek isteyen kimse daha işin başında varlığından soyunmalı, benlik iddiasını terk etmelidir. Çünkü boşalmadan dolmak olmaz. Bu tarzda başlayan bir yolculuğun sonunda ise gönül tahtında sultan olmak gibi bir mânevî yükseliş söz konusudur. Bu uzun manzûmeden bir beyit daha:

“Tasavvuf günde bin kerre ölüp yine dirilmektir
Tasavvuf cümle âlem cismine cân olmağa derler.”

Yâni Hakk’ın sınırsız kudretini görüp kendinden geçmek, bir başka ifade ile ölmeden evvel ölmek, fakat mânen diri kalmaktır. Böylece kişi zaaflardan arınacağı için, sanki bütün âleme can verircesine onların hizmetine ve yardımına koşacaktır.

Bu beyitlerin sahibi, İbrahim Efendi’dir. 1591-1655 yılları arasında yaşamıştır. Bugün Bulgaristan sınırları içinde kalan Köstendil’e bağlı Eğridere’de doğdu. Ona Oğlanlar şeyhi veya Oğlan Şeyh denir. Bu lakâbın verilmesine sebep olarak zikredilen olay şöyledir: Dedesi, daha yedi sekiz yaşlarında küçük bir çocuk iken İbrahim’e, kendi şeyhinin ilâhi sözlerini ezberletirmiş.

Bir gün, “Vârımı ol Hakk’a verdim, gayrı vârım kalmadı” mısra’ını okumuş. Küçük İbrahim de: “Acaba kendisinin varı var mıydı?” diye hikmetli bir karşılık verince dedesi: “Bu oğlan şeyhtir” demekten kendini alamamış. Bu yüzden daha sonraları “Oğlan Şeyh” lâkâbıyla tanınmıştır. Yaygın söyleyişle ise kendisine “Olanlar Tekkesi şeyhi İbrahim Efendi” denir.

“Bidâyette tasavvuf sûfî bi-cân olmağa derler
Nihâyette gönül tahtında sultân olmağa derler.”

İbrahim Efendi genç yaşta İstanbul’a geldi. Seyyid Nizamoğlu halifelerinden olan Eğrikapı Zâviyesi şeyhine intisab etti. Yedi yıl kadar süren sülûk döneminden sonra Aksaray’da Olanlar Tekkesi’ne şeyh oldu. Aynı dönem içinde Lâmekânî Hüseyin Efendi vasıtasıyla Hamzavîlik’e intisab etmiş olmalıdır. Ayrıca Aziz Mahmud Hüdâyî’den de feyz aldı.

İbrahim Efendi Aksaray’daki tekkesinde kısa zamanda büyük şöhret kazandı. Halkın her kesimi ona ilgi gösterdi. Hatta âlimler ve yöneticilerin aşırı rağbetinden dolayı, bâzan halkın içeriye girme imkânı bulamadığı söylenir.

İbrahim Efendi 1655 yılında vefat edince tekkesinin hazîresine defnedildi. 1957 yılındaki imar ve yol genişletme çalışmaları sırasında Olanlar Tekkesi yıkıldı. İbrahim Efendi’nin kabri Aksaray Muratpaşa Camii avlusuna nakledildi. Divânı ve üzerinde ilmî çalışmalar yapılan başka manzum eserleri günümüze kadar intikal etmiştir.

Hece ile ve sâde bir dille yazılmış bir şiiri:

Hakk’ın feyzi âleme
Düpdüzdür anlar isen
Bu görünen mevcûdat
Bir yüzdür anlar isen.

Enbiyânın geldiği
Dört kitâbın indiği
Her lisânın dediği
Bir sözdür anlar isen.

Hak vechini görmeğe
Gözgü düşmüş âdeme
Bu âyînede âlem
Bir tozdur anlar isen.

Ârife bir söz âyan
Bozulup bozudulan
Dost ile bâkî kalan
Bir gözdür anlar isen.

İbrahim ‘in yüzünden
Âdem kimdir bilmeğe
Bu muammâ bir özge
Rumuzdur anlar isen.

İbrahim Efendi şekilcilere ve şekilde kalıp özü tanımayanlara şöyle sitemde bulunur:

”Âlimim dersin amma âlemden bîhabersin
Bu andan bu nefesten bu demden bîhabersin
Söze gelince amma eylemişsin kıl gibi
Kalbine Hak’tan olan hemdemden bîhabersin.

Bu esrârı duymağa gerçekler nazarında
Âriflerin dediği niamdan bîhabersin.
İbrâhim ‘in sözünün mânâsın anlamazsın
Erden Hak’tan bilinen keremden bîhabersin.”

Hemen herkes kendi düşüncesini, kendi yolunu en değerli bilir ve yeri geldikçe onu savunur. İbrahim Efendi de öyle yapar:

“Çünki girdin bu meydâna
Yürü kalma baş u câna
Karışanlar dervişâna
Varlığından üryân olur.

Ne hâlettir İbrâhim bu
Varlığından âcîz kamu
Feylesoflar Calinos’lar
Bu hikmete hayrân olur.”

(*)Prof.Dr.Mehmet DEMİRCİ,Gönül Dünyâmızı Aydınlatanlar,Mavi Yayıncılık-2005 İst.